MİMBERDEN MABEDE
MEHMET ATAŞ

Kurban Bayramı Vaazı

 


KURBAN BAYRAMI VAAZI:

 

    اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ   صَلُّوا عَلَىٰ رَسُولِناَ مُحَمَّد . صَلُّوا عَلَىٰ طَبِيبِ قُلُوبِناَ مُحَمَّد . صَلُّوا علَىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّد.

 

     رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلَّا ماَ عَلّمْتَناَ اِنّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ  سُبْحَنَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَادُالْكَرِيمُ.

 

    اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ  اَكْبَرُ لٰا اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ.   قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى فِى كِتاَبِهِ الْكَرِيم.  أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيم.  بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ.  اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ.   صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيم .   وقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّم فِى حَدِيثهِ الشَّريف. مَنْ كَانَ لَهُ سَعَةً وَلَمْ يُضَحِّ فَلَا يَقْرَبَنَّ مُصَّلَانَا  .صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ فِيمَا قَال اَوْ كَمَا قَال.

 

Aziz müminler!

 

   Bizi, yeryüzünde, varlıklar arasında, insan olarak yaratan, insanların içerisinde de bizleri mümin ve Müslüman olarak halk eden, Müslümanların içerisinde de alemlere rahmet olarak gönderdiği hatemül enbiya olan Hz. Muhammed (s.a.s) ümmet  yapan ve bizleri bir bayram sabahı bu mukaddes camide, bu gök kubbe altında toplayan Allaha hamdü senalar olsun.

 

Değerli cemaat!

 

   Kalpleri imanla dolu olan, imanının bir alameti olarak, imanlı gönülleri, Allaha yaklaştıran ve onun sonsuz nimetlerine karşı bir şükür ifadesi olan ibadetlerden birisi de kurban kesmektir. Kurban kesmek bir ibadettir. Malla yapılan bir fedakarlıktır. Bu fedakarlığı yapan Müslümanlar günahlarından arınır. Allah’ın rızasına ahiret saadetine kavuşur.

 

   Sözlükte yaklaşmak, yakın olmak anlamına gelen kurban, dini bir terim olarak Allah'a yaklaşmayı, Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah'a teslimiyeti ve şükrü ifade eden, Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle kurban bayramı günlerinde (eyyamı nahr da) ibâdet maksadıyla usulüne uygun olarak kesilen hayvanın adıdır. Buna udhiyye de denir.

 

   Bir ibadet olarak kurban insanlık tarihiyle beraber başlar. İnsanlık tarihi boyunca bütün ilahi dinlerde kurban kesmek, insanı Allah’a yaklaştıran ibadetlerden sayılmıştır. Kur’an-ı Kerimde Hz. Adem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerine şahit oluyoruz.  Allah’u Taala şöyle buyuruyor.

 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَیْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقٖينَ

 

   Onlara, Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), «Andolsun seni öldüreceğim» dedi. Diğeri de «Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder» dedi. (Maide 27)

 

    Hz. Adem’in oğulları Habil ve kabil Allah’a kurban adamış-lardı. Kabil malının en değersiz olanından bir miktar ekini, Habil ise malının en iyisinden bir koçu Allah’a sunmuşlardı. Allah Kabil’in kurbanını reddetmiş Habil’in kurbanını ise kabul etmişti. Kurban Allahın dininin nişanelerindendir.

 

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ فٖيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

   Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerleri-ne Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik. (Hac 36)

 

Değerli müminler!

 

   Bugün ki şekliyle dinimizde kurban ibadeti, Hz. İbrahim (a.s) ile başlar. Kur’an-ı Kerimde:

 

رَبِّ هَبْ لٖى مِنَ الصَّالِحٖينَ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْیَ قَالَ يَا بُنَیَّ اِنّٖى اَرٰى فِى الْمَنَامِ اَنّٖى اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰى قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنٖى اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖينَ

 

    Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rü-yada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin   dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi. ( Saffat  101-102.)

 

      Allah onun isteğine karşılık bir çocuk lütfetti, kendisiyle birlikte yürümeye çağına geldiğinde Adem (a.s) dedi ki, “ey oğulcağızım, ben rüyamda seni boğazlar görüyorum. Ben uy-kumda seni kurban eder görüyorum. Bu konuda sen ne düşü-nüyorsun? Senin bu hususta görüşün nedir?” 100 yaşına yak-laşmış olan İbrahîm (a.s) adım adım yeryüzünün imamlığına yürüyor. Rabbimiz onu tüm insanlığa imam yapacak, önder yapacak. Müslümanların atası olma şerefine ulaştırılacak. İşte şimdi imtihanların en büyüğüyle karşı karşıya geliyor. Ateşe atılma imtihanından çok daha büyük bir imtihandı.

 

      Karısı Hacer’i ve oğlu İsmail’i ıssız bir çölün ortasına yapa-yalnız bırakıp gitmesinden çok daha büyük bir imtihan... Yanında koşar hale gelen canciğer oğlunu kurban edecekti. Allah yolunda. Allah’la arasına hiçbir şey girmeyecekti. Kalbin-de hiçbir şey Allah sevgisinin önüne geçmeyecekti. Allah yo-lunda, Allah’ın emirlerini uygulama konusunda önünde hiçbir engel bulunmayacaktı. Bir peygamber de olsa, Allah’ın önüne geçen bir çocuk varsa, o da kurban edilecekti. Kıyamete kadar tüm mü’minler için bu en büyük bir örnek olacaktı.

 

    İşte bu örnekle diyecekti ki İbrahîm (a.s), “ey insanlar Allah yolunda yürürken sakın hiçbir şeyi O’nun önüne geçirmeyin. Oğlunuz, kızınız, karınız, kocanız, babanız, ananız, arkadaşı-nız, dostunuz, eviniz, barkınız, mesleğiniz, malınız, mülkünüz, diplomanız, doktoranız Allah’ın emrinde olsun. Sakın bunlar Allah’ın önüne geçmesin. Her şeyinizi O’nun adına, O’nun yoluna kurban edin,” diyecekti.

 

    Oğlu İsmail’in cevabı gerçekten dillere destan. Bakın baba-sının bu sözüne cevaben diyor ki:

 

   “Ey babacığım, emir olunduğun şeyi yerine getir, inşallah beni sabredenlerden, Allah’ın emrine teslimiyet gösterenlerden bulacaksın.” Bu, tüm çocuklara örnek bir tavırdır. Dünyanın tadını çıkarmak isteyenlere, Allah yolunda nasıl kurban oluna-cağını anlatan en güzel bir örnektir. İnşallah ben de seve seve canımı Allah yolunda vereceğim.”  Babasının Allah’a teslimiye-ti, oğlunda doruğa çıkıyor. Elbette babasının bu denli Allah’a teslimiyetini gören evlât ta Allah’a teslim olacaktı. Kocasının Allah’a teslimiyetini gören kadın da, elbette Allah’a teslim olacaktı. Çocuklarından teslimiyet isteyen babalar, hanımların-dan teslimiyet isteyen kocalar, kendilerinin Allah’a ne kadar teslim olduklarına bir baksınlar. Onlar ne kadar teslim olmuş-larsa, ötekiler de ancak o kadar teslim olacaklardır.

 

فَلَمَّا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖينِ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَا اِبْرٰهٖيمُ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ اِنَّ هٰـذَا لَهُوَ الْبَلٰٶُا الْمُبٖينُ

 

   Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfat-landırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik. (saffat 103-106)

 

 

  

   Böylece ikisi de Allah’a teslimiyet gösterince baba oğlunu yüzüstü yatırdı. Tarihî rivayetlerden öğrendiğimize göre oğul İsmail der ki, “babacığım, beni yüzüstü yatır. Belki işin zorlaşır. Beni keseceğin zaman yüzüne bakarım da, evlât şefkatiyle dayanamayıp emri yerine getirmekte zorlanırsın.” Evet Allah yolunda her şeylerini fedâ edebilecek bir aile. Baba da öyle, ana da, oğul da… Kıyamete kadar tüm insanlığa örnek olacak bir aile. Oğlunu yüzüstü yatırır. Biraz sonra onu kurban ede-cek, ama Allah’ın emri başka şekilde tecelli edecek.
        İsmail kurban olmayı seçerken tarih boyunca kendi yolunu devam ettirecek
İsmaillerede bir örnek oldular. O günden bugüne yeryüzünün bir çok bölgesinde İsmailler
seve seve allah yolunda kurban oldular ve olmaya da devam edeceklerdir. Bugün filistin
de mısır da ırak ta suriye de ve adını anamadığımız bir çok beldede seve seve
kurban olmaya koşan İsmailler gibi.


“Biz nida ettik,” diyor Rabbimiz: “Ey İbrahîm, sen rüyanı gerçekleştirdin! Sen Bizim emrimize boyun eğdin! Sen oğlunu kurban ettin! Biz bunu kabul ettik! Oğlun da buna boyun eğdi! Onun teslimiye-tini, onun kurbanlığını da kabullendik! Niyetiniz gerçekleşti! Samimiyetiniz açığa çıktı! İmtihanı kazandınız! Kulluğu tamam-ladınız! Benim sizin üzerinize emrim böylece gerçekleşmiş ol-du. Ben sizi mükâfatlandıracağım, size büyük dereceler vere-ceğim. Çünkü biz muhsinleri böylece mükâfatlandırırız.” Gerçekten bu apaçık bir imtihandı. Gerçekten çok büyük bir denemeydi.

 

 

 

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظٖيمٍ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرٖينَ سَلَامٌ عَلٰى اِبْرٰهٖيمَ كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

 

   Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik.  Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır. (Saffat 107-111.)

 

   Biz ona büyük bir koçu kurbanlık olarak verdik Böylece İbra-hîm ,üzerine selâm olsun diye onu kendisinden sonra gelenler için bir hatıra bıraktık. Sonra gelenlerin hepsi kıyamete kadar İbrahîm’e (a.s) övgüler söyleyen, salât-u selâm okuyan, onu hayır duayla yâd edenler olacaklar. Selâm diyecekler ona; se-lâm, onun ve ailesinin üzerine olsun diyecekler namazlarında. Kıyamete kadar Müslümanların kalplerinde bir hatıra olacaktır.    Sadece Müslümanlar içinde değil Yahudi ve Hıristiyanların arasında da saygın bir yeri olacak İbrahîm’in (a.s). İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak  ki o, Bizim mü’min kullarımızdandı.

 

 Bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da niyet ve ihlas şart-tır. Kişi ibadet edecekse başka şeyler için değil Allah rızası için olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de:

 

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلٰـكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰیكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ

 

   Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele! (Hac- 37)

 

   Allah'tan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah'tan başkası nâmına hayvan kesene Allah lânet etsin " (Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî) şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.

 

Aziz cemaat!

 

Kurban kesmenin hükmü:

 

   Kurban  hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kurban kes-menin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de;

 

اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ.

 

    (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana kin besleyendir. ( Kevser 1-3)

 

   Kevser, Rasulullah efendimizin kendi beyanına göre Rabbi-mizin kıyamette kendisine lütfedeceği Haşr meydanındaki Kev-ser havuzu, cennette bir ırmak veya cennette bir havuzdur. Bu konuda pek çok hadis var, ancak mahiyetini bilmediğimiz için aynen îman ediyoruz.

 

   Biliyor musunuz  Kevser nedir?  O bir havuzdur. “Üm-metim bu havuzdan içecekler, onun suyu sütten beyaz, kardan soğuk ve baldan daha tatlıdır. Ondan bir kere içen bir daha susuzluk hissetmez. Ama ümmetimden kimileri bu havuzdan içmek için geldikleri zaman men edilip uzak-laştırılacaklar. Ben diyeceğim ki: “Ya Rabbi! O benim ümmetimdendi! Neden onun içmesine izin verimliyor? Neden men ediliyor?” Bana denilecek ki: “Evet senin ümmetindendi, ama sen bilmiyorsun ki senden sonra senin yolunu onlar ne hale getirdiler? ( Kütübi sitte)

 

   Onlar senin sünnetini terk edip ne bidatlere daldılar? Sen bil-mezsin onlar ne olmadık şeyler yaptılar? Senin yolunu nasıl bozdular? Sen bilmezsin ey peygamberim!” denilecek. Senden sonra senin getirdiğin yoldan ökçelerinin üzerinde nasıl dön-düklerini, nasıl gerisin geriye dönerek mürted olduklarını, senin bıraktığın kitabı nerelerde kullanmaya kalkıştıklarını, senin kılık-kıyafet anlayışını kimlere nasıl peşkeş çektiklerini, senin hukukunu kimlere sattıklarını, senin alfabeni nasıl çöpe attık-larını, senin dinini nasıl başka başka kalıplara döktüklerini, senden başkalarının sünnetlerini nasıl başlara taç yaptıklarını, senden başka efendilerinin kitaplarını nasıl senin sözlerinin önüne geçirip sahiplendiklerini sen bilmezsin ey peygamberim, denilecek diyor Allah’ın Resûlü.

 

   Yoksa Allah korusun, biz de ondan istifade edelim diye gitti-ğimiz havuzun başında kolumuzdan tutulup: Dur bakalım, hay-rola bir durum mu var? Sen buna lâyık değilsin diye kırbaçlarla ondan uzaklaştırılma, ondan mahrum bırakılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardan mıyız?  Bunu bugünden çok iyi dü-şünmek zorundayız. O halde peygamberin getirip bize sundu-ğu dini aynen muhafaza etmek zorundayız. Peygamberin sün-netini, peygamberin yolunu aynen muhafaza etmek zorunda-yız. Bunun için de önce onun getirdiklerinden haberdar olaca-ğız. Kitabı ve sünneti tanıyacağız. Tanıyacağız ki onu aynen muhafaza etme imkânımız olsun. Kitabı ve sünneti tanımayan, dinle tanışmayan bir kimsenin onu muhafaza etmesi zaten mümkün değildir.

 

   Allah’ın Resûlü diyor ki: “Onlar kırbaçlarla havuzumun başın-dan uzaklaştırılırlarken benim içim gidecek ve ağlayarak diye-ceğim ki, “aman ya Rabbi! Onlar benim ümmetimdendirler! Ne olur onları bana bağışla, Rabbim buyuracak ki, “evet ama onlar senden sonra senin yolunu ne hale getirdiler sen biliyor musun? Sen bilmiyorsun ki peygamberim onlar senden sonra  maddî ve manevî imtiyazları, menfaatleri sebebiyle Allah’ın âyetlerini gizlediler.    Allah’ın dinini az bir pahaya sattılar. Başkalarının âyetlerinin, başkalarının yasalarının hâkimiyeti adına Allah’ın âyetlerini, Allah’ın yasalarını kamufle ettiler. Allah’ın âyetlerini insanların gündeminden düşürdüler. Allah’ın âyetlerini geçersiz hale getirdiler. Allah’ın âyetlerini, Allah’ın kitabını farklı yerlerde kullanmaya çalıştılar ve topluma böyle yansıttılar. Ekmeğin, elmanın, suyun, kadının, erkeğin fonksiyonlarını hiç unutmayan bu insanlar, ne yazık ki kitabın fonksiyonunu unuttular.

 

   Allah korusun işte bizim durumumuz. Sanki Allah’ın âyetleri Allah’a kulluk için değil de başka gâyeler için gelmiş. Neredey-se Kur’-an’ı bir parçacık namaz sûreleri, cenaze âyetleri, nişan, nikâh merasimlerinin âyetleri, para toplamayı gerektire-cek dönemlerin âyetleri, bir evin veya bir dükkanın mübârek-lenmesi için yeri gelince konuşulacak konunun âyetleri veya celî, divanî, nesî, sülüs ya da kûfî yazı modellerinin sergilen-mesinde kullanılan âyetler haline getirmişiz.

 

      Onlar hayatlarını, hayat programlarını senin getirdiğin kita-ba ve senin sünnetine sormadılar. Ya da kimisini Allah’a kimi-lerini de başkalarına sordular. Böylece hayatlarının bazı bö-lümlerine Allah’ı, bazı bölümlerine de başkalarını karıştırdık-ları için hakk ile bâtılı birbirine karıştırarak bir hayat yaşadılar.               Yani hayatlarının bir bölümünü Allah kaynaklı, öteki bölümünü de tâğut kaynaklı yaşayarak senden sonra şirke düştüler. Namazı Allah’tan ama mirası başkalarından aldıkları için hakkı bâtıla karıştırdıler. Orucu Allah’tan, ama hukuku başkaların-dan, haccı Allah’tan ama ekonomik yapıyı başkalarından, abdesti senden ama kılık-kıyafeti başkalarından aldıkları için hakla bâtılı karıştırarak öylece şirkin içinde bir hayat yaşadılar. Senden sonra onların ne suçlar işlediğini sen bilmiyorsun ey peygamberim, diyecek Rabbimiz.

 

   Onlar senin kendilerine bıraktığın dini oyun ve eğlence edin-diler. dünya hayatına verdikleri değeri dinlerine vermediler. Dünyayı, dünya hayatını dinlerine tercih edip, dünyayı hedef bilip, dünyayı kıble edinip bütün plan ve programlarını dünyayı kazanma adına yaptılar. Bu yüzden de dinleriyle ilgilenme, kitaplarıyla, seninle tanışma imkânı bulamadılar. Dünyayı alıp da âhireti unuturlar, dinlerini dünyalarına alet ettiler, dinlerini dünyalarına yamayıp, dünyayı kazanmak için dinlerini malze-me olarak kullandılar. Dünya onların gözünde çok büyük değer ifade ettiği için onlar dinlerini önemsemediler.

 

   Bunlar dinlerini oyun ve eğlence yerine koyuyorlardı. Öyle bir dinleri var ki bu adamların, kendilerine uyguladıkları dinleri farklı, başkalarına anlattıkları din farklıydı. Ya da böyle salon-larda, konferanslarda konuşulan ama bir türlü hayatlarında görülmeyen bir dinleri vardır onların. Tartışılan, fakat amel edilmeyen bir din. Konuşulan, ama hayata aktarılmayan bir din. Vicdanlarda hapsedilen, ama sosyal hayata egemen olmayan bir din. Kendilerinin Müslümanlığını ispat söz konusu olduğu zaman ağızlarına aldıkları, ama hukukları, mirasları, eğitimleri, siyasal ve ekonomik yapılanmaları, meslekleri, kazanmaları, harcamaları söz konusu olduğu zaman ağza alınmayan bir din. Camiye karışan, ama sosyal hayata karışmayan bir din. Dinlerini bu hale getiren, onu oyun ve eğlence haline getiren bu adamların senin havuzuna yaklaşmaları, ondan istifade etmeleri kesinlikle haramdır, sakın bunu benden isteme, buyuracak Rabbimiz.

 

     Allah için şu anda elimizden imkân varken bunu iyi bir düşünelim. İnsanlar eğer dini,  anadan-babadan, radyodan, televizyondan duyduklarını, takvim yaprağından okuduklarını, toplumdan ve piyasadan devşirdiklerini kendilerine din kabul ediyorlar ve bununla amel etmeye çalışıyorlarsa, Oyun ve eğlenceyi din kabul etmişler demektir ve Allah korusun bu din yarın bizi cennete götürmeyecektir. Kendilerine din kabul etmiş insanlardan yarın bu din kabul edilmeyecektir.

 

   Öyleyse Allah için aklımızı başımıza alıp bir daha düşünelim. Şu anda bizim din diye inandığımız ve yaşadığımız şey ger-çekten Kitap ve sünnete dayalı Allah dini mi? Yoksa bir yerlerden devşirme bir din mi? Unutmayalım ki din, kişinin hayat programının tümüdür.   

 

    Din, kişinin kendisiyle, Rabbiyle ve insanlarla münâsebetle-rinin tümünü düzenleyen kanunlar ve kurallar mecmuasıdır. Tüm bunları düzenlemek için neye ve kime müracaat ediyorsa kişi onun dininde demektir. Öyleyse kimin dininde olduğumu-zu, kimin istediği biçimde hareket ettiğimizi, hayatımızı kimin yasaları istikâmetinde düzenlediğimizi iyi düşünelim. Sonunda kimin cennetine gideceğimize, kimin havuzundan içeceğimize iyi karar verelim.

 

   Kevser, Rasulullah efendimize yarın Rabbimizin lütfedeceği bir havuzdur ve ondan sadece Allah’a, Allah’ın istediği biçimde inanmış ve Rasulullah’ın yolunu, Allah’ın dinini olduğu gibi anlayıp yaşamış insanlar içebileceklerdir Rabbim bizi mahrum etmesin inşallah.

 

   Ve bir de ey peygamberim, Rabbinin sana lütfettiklerine kar-şılık sen de kurban kes. Allah için kurban da kesin. Namaz, bedenî bir ibadet, kurban ise malî bir ibadettir. Namaz beden-de Allah’ı söz sahibi bilme, kurban da malda Allah’ı söz sahibi bilmenin ifadesidir. Namazla bedenlerinizde Allah’ın söz sahibi olduğunu ortaya koyarken, kurbanla da mallarımız konusunda Allah’ın söz sahibi olduğunu itiraf edin. Çünkü namaz bedenî bir kulluk, kurban da malî bir kulluktur. Ya da namaz Allah’tan mesaj alma makamı, kurban da Allah’tan alınan bu mesajı Allah kullarına ulaştırma, onlarla paylaşma makamıdır.    Namazla Allah’tan mesaj alın, kurbanla da Allah’tan aldıklarını-zı insanlara ulaştırma, insanlarla paylaşmaya hazır olduğunu-zu gösterin. Namaz Allah’tan mesaj alma işidir, Veya namaz bireysel bir kulluktur, kurban da toplumsal bir kulluktur. Namazla bireysel kulluğunuzu Allah’a takdim ederken, kurbanla da toplumsal kulluklarınızı ortaya koyun, Allah için tüm mallarınızdan geçebileceğinizi ortaya koyun diyor Rabbimiz.

 

   Fakat namazlarınızı da kurbanlarınızı da sadece Allah için icra edin. Başkaları, mallarını ve canlarını kendi İlâhları için harcarlar, ama Müslüman, bedenini, canını, malını da onları kendisine verenin yolunda harcar. Bakın bu husus En’âm sûresinde de şöyle ortaya konur:

 

   “De ki: “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm 162)

 

Değerli müminler!

 

   HANEFİ mezhebinde kabul gören görüşe göre kurban kes-mek İmamı Azama  göre vaciptir. İmamı Ebu Yusuf İmamı Muhammed ve Diğer mezheplerde sünnet görüşü ağırlık kazanmıştır.

 

   ŞÂFİÎLER dediler ki: Kurban kesmek ferd için sünnet-i ayndır. Ev halkının ve geçimleri aynı kişi tarafından karşılanan birkaç ev halkı içinse sünnet-i kifâyedir. Yâni geçimlerini sağlayan kişi kurban keserse aile halkı, yükümlülükten kurtulur. Bu hüküm, kurbanın onların her biri için sünnet olmasına ters düşmez.( 4 mezhebin fıkıh kitabı ceziri)

 

مَنْ كَانَ لَهُ سَعَةً وَلَمْ يُضَحِّ فَلَا يَقْرَبَنَّ مُصَّلَانَا

 

   Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın."( Kütübi sitte)

 

   Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban kıyamet günü boynuzları kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katın-da hemen kabul olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlar-dan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş olsun.” (İbn Mâce, Edaha:)

 

   İbn Abbâs (r.a): (Allah Resulü (s.a.s) buyurdu:) "Kurban bayramı günü, sıla-i rahim ha­riç, Ademoğlu, kurban kanı akıtmaktan daha üstün bir amelde bulunamaz!'  (Taberânî,)

 

   Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü (s.a.s), boynuzlu, siyah tırnaklı, siyah gözlü ve karnı­nın altı siyah olan bir koç getirilmesini emret­ti. Onu kurban etmek için getirtti. Sonra ona: «Ey Âişe! Bıçağı getir ve taşla bile!» dedi. Ben de bıçağı getirdim ve biledim. Sonra bı­çağı aldı, koçu da tutup yatırdı. Sonra onu şöyle diyerek boğazladı:  «Bismillahi  (Allah'ın adıyla, Allahım, bunu Muhammed' den ve ailesinden ve Muhammed'in ümmetinden kabul et)!»" (Ebû Dâvud ve aynı lafızla Müslim)

 

Kurban kesmenin şartları:

 

   1- Müslüman olmak: Kurban malla yapılan bir ibadettir. İbadetler ise Müslüman olanlara emredilmiştir.

 

   2- Hür olmak: Hür olmayanlara kurban kesmek vacip değildir.

 

   3- Zengin olmak: Zen­gin­den mak­sad; te­mel ih­ti­yaç­la­rı­nın dı­şın­da üre­yi­ci (nâmî) ol­sun ve­ya ol­ma­sın ni­sap mik­ta­rı ma­la sa­hip ol­mak­tır. Bu da fit­re ni­sa­bıy­la ay­nı olup, üze­rin­den bir yıl geç­me­si şar­tı da aran­maz. Ya­ni bay­ram sa­ba­hı 200(560 gr.) dir­hem gü­müş ve­ya 20 (80,18 gr.)  mis­kal al­tın ve­ya bun­la­rın kar­şı­lı­ğı olan pa­ra ve­ya ti­ca­ret ma­lı­na sa­hip bu­lu­nan kim­se­ye kur­ban va­cip olur. Te­mel ih­ti­yaç­la­ra ev, nor­mal ev eş­ya­sı, bi­nit, mes­lek alet­le­ri ve ben­zer­le­ri ile bak­mak­la yü­küm­lü ol­du­ğu kim­se­le­rin bir yıl­lık ge­çim mas­raf­la­rı da gi­rer.

 

   4- Mukim olanlara: kurban bayramı günlerinde yolcu (seferi) olanlara kurban kesmek vacip değildir. Şafii, Maliki ve Hanbe-lilere göre seferi olanlarda kurban kesmekle yükümlüdürler.

 

   5- Akıl baliğ olanlar: İmam-ı Muhammed’e göre akıllı ve buluğ çağına giren kişiye kurban kesmek vaciptir. Fetvaya esas olan görüş de budur.

 

Kurbanın sıhhat olmasının şartlan:

 

   1- Kurban niyetiyle kesilmelidir. Niyet şarttır. Ortak olarak kesilecek kurbanlarda bütün ortakların kurban niyetini taşıma-ları gerekir. İçlerinden biri et yemek niyetiyle ortaklığa katılırsa hiçbirinin kurbanı sahih olmaz.

 

   2- Kurban edilecek hayvanlarda kurban olmasına engel kusurlardan uzak olmalıdır. Kurban edilecek hayvanlar koyun,  keçi, sığır, manda ve devedir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban sahih olmaz. Koyun ve keçi cinsi hay-vanlar bir kişi tarafından kurban edilebilir. Sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir.

 

   Koyun ve keçi cinsi hayvanlar bir yaşını bitirince kurban ola-bilir. Kuyun ise yedi ayına girince diğer koyunlardan ayırd edi-lemiyorsa o da kurban edilebilir. Sığır ve manda ise iki yaşını bitirmek zorundadır. Deve ise beş yaşını bitirdikten sonra kurban olarak kesilebilir. Özellikle hayvanlarını kurban olarak satanların dikkat etmeleri gerekir. Yaşı dolmadığı halde sa-tanlar yalancılardan yazılır. Allah Resülü (s.a.s) bizi aldatan bizden değildir. Buyurarak bizleri uyarmaktadır. Kurban edilecek hayvanın niteliklerine gelince:  

 

   Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), bize kurbanlık hayvan alırken göz ve kulağına dikkat etmemizi, kulağı, burnu kesik, boynuzu kırılmış hayvanlardan kurban kesmemeyi bize emretti.” (Ebû Dâvûd,)

 

   1- İki veya bir gözü kör olan,

 

   2- Kemiklerinde ilik kalmayacak derecede zayıf olan,

 

   3- Kesim yerine yürüyemeyecek kadar kötürüm ve topal olan hayvanın kurban edilmesi sahîh olmaz. Ama üç ayakla yürüyüp, yürümede ondan destek almak için dördüncü ayağı yere koyan hayvan kurban için yeterli olur.

 

   4- Kulağı veya kuyruğu veya tenasül organı kesik olup, bu organlarının üçte birinden fazlası gitmiş hayvanların kurban edilmeleri sahîh olmaz.   Ama üçte ikisi durup da sâdece üçte biri gitmiş ise kurban edilmeleri sahîh olur.

 

   5- Dişleri dökülmüş, dişlerinin yarıdan fazlası kalmamış olan,

 

   6- doğuştan kulağı olmayan, meme başları kesik olan,

 

   7- Keçi ve koyunda bir meme, sığırda iki memesi kurumuş olan,

 

   8- Yaratılıştan tenasül organı olmayan,

 

   9-  Pisliklerle beslenip de cinsine göre değişen bir süre hapsedilip temiz yiyeceklerle beslenmeyen hayvanın kurban edilmesi sahîh olmaz.

 

   10- Yaratılıştan boynuzu olmayan veya boynuzunun bir kısmı kırık hayvanın kurban edilmesi sahîhtir. Ama bu Arıklığı iliğine ulaşan hayvan kurban edilemez.  

 

    11- Deliliği otlamasına engel olmadan hayvanın kurban edilmesi sahîhtir. Aksi takdirde sahîh olmaz. Uyuz hayvan, eğer semiz ise kurban edilebilir. Uyuzluk nedeniyle zayıflarsa kurban edilmesi sahîh olmaz.

 

    2- Kurbanın vaktin de kesilmesidir.  Bir hadiste peygam-ber efendimiz şöyle buyurdular: Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını kılmak, sonra dönüp kurban kes-mek olacaktır. Her kim böyle yapara sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim namazdan önse kurban keserse o ancak ailesine bir et sunmuş olur. Bu kestiği kurban olmaz. (Buhari)

 

   Vaktinden önce veya sonra kesilen kurban sahîh olmaz.  Yani kurbanın vakti, kurban bayramının ilk üç günüdür. İmamı Şafii ye göre bayramın dört günüdür.

 

Kurbanın kesilmesi:

 

 Kurban kesilirken dikkat etmemiz gereken hususlar:

 

   1- Hayvanı elinden gelirse, kurban sahibinin kendisinin kes-mesi menduptur. Kendisi kesemezse, vekalet vererek başka-sına kestirir.

 

   2-Kurban kesmek için bıçak önceden bilenip hazırlanır ve hayvanın göremeyeceği bir yere konulur.

 

   3- kurbana kesimden önce yem su verilmeli eziyet edilmemelidir.

 

   4-  Sonra hayvan ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol tarafına yatırılır. Hayvanın sağ arka ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları bağlanır.

 

   5- Bundan sonra tekbir ve tehlîl getirilir. Arkasından "Bismillâhi Allâh’u ekber" denilerek, hayvanın boynuna bıçak vurulur. Nefes ve yemek boruları ile şahdamarı denilen iki ana damarı kesilir. Hayvan soğumaya bırakılır, kanının akması beklenir ve sonra derisi yüzülür.

Kurban Keserken Besmelenin Terk edilmesi:

 

   Kesilen bütün hayvanların helâl olması için, keserken besmele çekil­mesi şarttır. Kurbanı, kasıtlı olarak besmele çekmeksizin kesen kişi­nin kestiği hayvanın eti yenilmez. Ama unutarak besmeleyi terkeden kişi­nin kestiği hayvanın eti yenilebilir. Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanların etleri yenilemez.

 

   6- kurban sahibi, kurbanını kestikten sonra Allah rızası için iki rekat namaz kılar. Kurbanının kabulü için Allah’a dua eder.

 

Kurbanın eti:

 

   İstese zengin olsun isterse fakir olsun, sahibi kurbanın etinden yiyebilir. Tasadduk veya hediye edebilir. Kurban kesmenin amaçlarından biri de yoksulların evlerine et girmelerini temin etmektir.

 

Kurbanın eti konusunda en faziletli tutum üçte birini tasadduk etmek üçte birini dostlara ikram etmek üçte birini de evde alıkoymaktır. (el-Fetâva'l-Hindiyye)

 

   Şayet kurban kesenin ev halkı kalabalık ve maddi durumu da çok iyi değilse, kurban etinin tamamını evde bırakabilir.

 

Kurbanın derisi:

 

   Kurbanın derisi, kurbanın bir parçası olduğundun satışı caiz değildir. Kasaba kesim ücreti olarak verilemez. Derisi satılırsa sadaka olarak verilmelidir. Kurbanın derisi ya evde kullanılmak üzere sergi ve seccade olarak kullanılır. Yahut ta İslama ve Müslümanlara hizmet eden hayır kurumlarına verilir ve ya fakir bir müslümana verilir. Bunun dışındaki yerlere kurban derisini vermek sorumluluk gerektirir.

 

Kurbanlıktan Faydalanmak:

 

   Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir. (Fetâva'l-Hindiyye,)

 

   Kurban kesmenin sosyal ve iktisadi açıban pek çok faydaları vardır.  Bazı çevreler kurbanı kesmeden bedelini yoksullara vermenin daha iyi olacağını ileri sürmelerinin altında yatan niyet islamın bir rüknünü kaldırma çabalarıdır. Buda yetmez-miş gibi bazen sulara kırmızı boya dökmek suretiyle  kurban olayını vahşet gibi  göstererek manşetlerden ileri sürmekte-dirler bu şeytanca oyunlara Müslümanlar gelmemelidir. Kurban kesen Müslümanlar özellikle  kurban atıklarını çevreye atmak suretiyle insanlara rahatsızlık vermesinler artıkları yere gömsünler.

 

Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler :

 

   a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, kur'an okumak ve Allah Teâlâ'dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

 

"Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez."

 

   b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.

 

   c) Güzel koku sürünmek.

 

   d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.

 

   e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.

 

   f) Güler yüzlü ve sevinçli görünmek.

 

   g) Yoksullara çokça sadaka vermek.

 

   h) Bayram namazına giderken yolda tekbir getirmek.

 

   i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir şey yiyip içmemek.

 

   j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü Peygamberimiz böyle yaparlardı.

 

   k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek.

 

Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir.

 

Teşrik Tekbirleri:

 

   Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazların peşinden, selâmdan sonra bu tekbiri bir defa getirmek vâciptir.

 

   İster cemaatle, ister yalnız başına namaz kılan, kurban kesen veya kesmeyen, yolcu olan veya olmayan kadın-erkeğin; farz olan her namazın peşinden Teşrik tekbirlerini getirmeleri vaciptir.

 

Değerli müminler,  

 

Bayram günleri sevinç günleridir. Bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır. Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevişip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır.

 

Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah'a yönelmeleri, O'ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah'ın rahmeti kuşatır ve onları affeder.

 

   Bu günlerde annemizin- babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah'a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı "öf" demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimleri ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara ana ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız.

 

   Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslâmın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız.

 

Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak millî birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur.

 

   Bu duygularla hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi Cenâb-ı Hak'tan diliyorum.

 

Mübarek bayramın İslâm alemi ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini diliyorum.

 

   Canâb-ı Hak yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.

 

   Bayram namazı İki rekattır.

 

 

 

"Niyet ettim Allah rızası için Kurban bayramı namazını kılmaya, uydum imama.'' Bundan sonra tekbir alınır. Birinci rekatta "Sübhaneke" okunur. Sonra imam tarafından açıktan, cemaat tarafından da gizlice üç defa "Allahü ekber" diye tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yukarı kaldırılır, sonra yanlara salıverilir. Üçüncü tekbirin peşinden eller yanlara salıverilmeyip bağlanır. İmam Fatiha suresini ve bir sûre okur, cemaat dinler. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi rukû ve secde yapılır. İkinci rekata kalkıldığında imam önce Fâtiha suresi ve bir sûre okur. Sonra birinci rekatta olduğu gibi üç defa tekbir alınır. Her üç tekbirde de eller yukarı kaldırılıp yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rukûa gidilir ve secdeler yapılarak oturulur, tehiyyât ve salli barik okunur, sonra selâm verilir.

 

KURBAN İLGİLİ SORULAR


    
1-Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olurmu? 


    Kurban ibadeti, kurbanlık hayvanı kesmek suretiyle yerine getirilir. Bunun  için kurban bayramında kesilen kurbanı veya adak kurbanını kesmek yerine, parasını fakirlere vermekle bu ibadet yerine
getirilmiş olmaz.


     2-Vekalet yoluyla kurban kesilebilirmi? 


    Kurbanı bizzat kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet caizdir.


 

3-Terazi ile Tartarak Kurban Hayvanı Almak Caiz midir? 


   Kurban olarak alınacak hayvan, kilo birim fiyatı belirlenip canlı olarak tartılarak satın alınabilir. Ayrıca Kurban edilmek üzere satın alınmak istenen hayvanın fiyatı, kesim yapıldıktan sonra da eti tartılarak da belirlenebilir. Ancak burada, kilo fiyatının kesimden önce belirsiz bırakılmayıp, anlaşmada kesin olarak belirlenmesi, yani satıcının "bu hayvanın etini kilosu şu kadara olmak üzere sattım"; alıcının da "aldım" demesi ve hayvanın her şeyinin alıcıya ait olması, derisinin, kellesinin, sakatatının satıcıya ait bırakılıp anlaşmadan ayrı tutulmaması önemli şarttır. Çünkü kurbanlık hayvanın derisi, kellesi ve sakatatının da ya bizzat kurbanı kesen tarafından
kullanılması, ya da tasadduk edilmesi gerekir. Bu durumda satıcının müşterinin muhayyerlik yani vazgeçip geçmeme hakkı da yoktur. Kurban edilmek üzere satın alınmak istenen hayvanın fiyatı, kesim yapıldıktan sonra eti tartılarak belirlenme şeklindeki satışın, belirsizlik sebebi ile caiz olmadığı görüşünde olanlar da vardır.


  5)Teşrik tekbirlerinin dini hükmü nedir, bu tekbirleri kimler ne zaman getirir?



Hz.Peygamber (s.a.s.)‟in, kurban bayramının Arefe günü sabah namazından başlayarak
bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dahil olmak
üzere farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiğine dair rivayetler vardır
(Beyhâkî, es-Sünenü‟l-Kübrâ, Haydarâbâd, 1344, III, 315; Dârekutnî, Sünen,
Beyrut, 1966, II, 49).


Buna göre Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre arefe günü sabah namazından bayramın
dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farzın ardından teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek her Müslümana vaciptir. Teşrik günlerinde kazaya kalan namaz kaza edilirken teşrik tekbirleri de kaza edilir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilmeleri halinde ise tekbir getirilmez. Namaz kaza
edilmedikçe tekbirler kaza edilmez (Serahsî, el-Mebsût, II, 43; İbnü‟l-Hümâm, Fethu‟l-Kadîr, II, 81). Şâfiî mezhebine göre ise teşrik tekbirleri sünnettir (Mâverdî, el-Hâvî, 1994, II, 501).


 
7) Kurban kesim vakti ne zaman başlar ve biter?


Kurban kesim vakti, bayram namazı kılınan yerlerde bayram namazı kılındıktan sonra;
bayram namazı kılınmayan yerlerde ise, fecirden (sabah namazı vakti girdikten )
sonra başlar. Hanefîlere göre bayramın 3. günü akşamına kadar devam eder
(Merğinânî, el-Hidâye, IV, 72). Şâfiîlere göre ise 4. günü de kurban
kesilebilir (Mâverdî, el-Hâvî‟l-Kebîr, Dâru‟l-Fikr, Beyrut, ts. , XV, 284; İbn
Rüşd, Bidâyetü‟l-Müctehid, Mısır, 1975, I, 436).

 

Kurban bu süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüzleri
kesilmesi uygundur. Bayramın birinci günü kesmek daha faziletlidir


 

8) Kurban kestikten sonra şükür namazı kılmanın hükmü nedir? Bu namaz nasıl kılınır?
Esas olarak kurban namazı diye bir namaz yoktur. Ancak kişi nafile namaz kılınması
mekruh olmayan bir vakitte, sebepli veya sebepsiz dilediği kadar nafile namaz
kılabilir. Kurban kesen kişi de böyle bir ibadeti yapma imkânına kavuştuğu için
Allah‟ın verdiği nimete şükür olarak -bu namazın dinî bir gereklilik olduğu
inancı veya kanaati olmamak kaydıyla- iki rekât nafile namazı kılabilir.

 

9) Bir kurbanın yenilmeyecek yerleri nerelerdir? Bu organların ne yapılması gerekir?


Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların, -ister kurban olarak ister başka bir amaçla
kesilmiş olsun- kanları, ödleri, bezeleri, idrar torbaları, cinsel organları,
husyelerini (yumurtalarını) yemek tahrîmen mekruhtur (İbn Nüceym,
el-Bahru‟r-Râık, VIII, 553; Fetâvây-ı Hindiyye, VI, 445).



Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.)‟in, eti yenen hayvanların cinsel
organlarını, husyelerini (yumurtalarını), dübürlerini, bezelerini, öd
keselerini, mesanelerini çirkin gördüğü bildirilmektedir (Beyhakî,
es-Sünenü‟l-Kübrâ, Haydarâbâd, 1344, X, 7).




10) Kesilen kurbanın kanından alına sürülmesi dinimizde var mıdır?



 

Kesilen kurbanın kanının alına sürülmesinin dinle hiçbir ilgisi yoktur. Güvenilir
kaynakların hiç birinde böyle bir bilgi mevcut değildir. Halkımız arasındaki
uygulamalara başka kültürlerden girdiği anlaşılmaktadır.




11) Kurban kesen kasaba ücret vermek caiz midir? Kurban etinin bir kısmı kesim ücreti olarak verilebilir mi?



Hayvanın kesim ameliyesi ibadet değildir. Bu yüzden kurban kesen kasabın ücret alması
caizdir. Ancak kurban etinden kesim işini yapan kişinin ücreti verilemez. Çünkü
verildiği taktirde, kurban ibadetini yerine getirmek için gerekli maddi
külfetin bir kısmı bizzat ibadetin kendisi üzerinden karşılanmış olur. Hz.
Ali‟nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasûlüllah (s.a.s.), develer
kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını yoksullara
paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi
bana yasakladı ve‟kasap ücretini biz kendimiz veririz‟ buyurdu.” (Buharî, Hac,
120; Müslim, Hac, 348; Buyû, 21; Ebû Dâvûd, Menâsik, 21)



 

12) Kişi beslediği ve kurban olarak kesmeyi
kararlaştırdığı bir hayvanın sütünden veya gücünden yararlanabilir mi?



 

Bir kimse, kendi evinde besleyip büyüttüğü bir hayvanı, kurban olarak keseceğine
karar verse; bu hayvanın gücünden veya dişi ise sütünden yararlanabilir. Fakat
kurban olarak alınan bir hayvanın kesim öncesinde sütünden ve yününden
yararlanmak uygun değildir. Çünkü bu durumda hayvan satın alınmasından itibaren
kurbanlık olarak belirlenmiş olmaktadır. Şayet böyle bir hayvandan
yararlanılmışsa, yararlanma bedeli sadaka olarak verilmelidir (Fetâvây-ı
Hindiyye, V, 291, 301; İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, V, 204, 209).


13) Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?


İbadetlerin; şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri
de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün
değildir. Hayvanın kesilmesi kurbanın rüknüdür (Kâsânî, Bedâiü‟s-sanâî, V, 66).
Her ibadetin bir yapılış şekli vardır. Kurban ibadeti de ancak kurban olacak
hayvanın usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilebilir (Fetâvây-ı
Hindiyye, V, 291). Bedelini infak etmek suretiyle, kurban ibadeti yerine
getirilmiş olmaz.



14) Kurban eti, derisi, bağırsakları gibi kurban ürünlerinin satılması caiz midir?

Kurbanın eti, -kısmen veya tamamen- sahibi ve ev halkı tarafından tüketilebileceği gibi,
ister zengin, ister yoksul olsun başka kimselere de hediye ve sadaka olarak
verilebilir (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10).



 

Ancak kurbanın eti, ve bağırsakları gibi şeylerinin satılması caiz değildir. Ayrıca
kurbanların deri, et, yağ, baş, ayak, yün ve süt gibi parçalarının satılması da
mekruhtur. (İbn Nüceym, el-Bahru‟r-râik, Beyrut, ts. , VIII, 203). Zira Hz.
Peygamber (s.a.s.) “Kim kurbanın derisini satarsa, kurban kesmemiş gibidir.”
(Beyhakî, es-Sünenü‟l-Kübrâ, Haydarâbâd, 1344, IX, 294) buyurmuştur. Bu sebeple
kurbanın derisi ya da etinin satılması halinde alınan bedelin sadaka olarak
verilmesi gerekir (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 76).


 

Kurbanın derisi, bir yoksula veya hayır kurumuna bağışlanabileceği gibi, evde namazlık,
kalbur ve benzeri ev eşyası yapılarak kullanılmasında da bir sakınca yoktur
(Kâsânî, Bedâiü‟s-sanâî, V, 81; Merğinânî, el-Hidâye, IV, 76).


 

15) Akika, adak, udhiyye ve nafile kurbanlar için aynı büyükbaş hayvana ortak olunabilir mi?

 
 

Ortak kesilen kurbanlarda, hissedarlardan her birinin kurbanlarını aynı maksat için
kesmiş olmaları gerekmez. Ortakların her birinin ibadet niyetiyle katılmış
olması kaydıyla bir kısmı udhiyye, diğer bir kısmı ise adak, akîka, nafile
kurbanı olarak niyet edebilirler (Kâsânî, Bedayî, V, 71).


 

16) Dişi ya da erkek hayvandan hangisinin kurban edilmesi daha faziletlidir?



 

Deve, sığır gibi büyükbaş hayvanlarla, koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanların belirli
şartları taşımaları durumunda, erkek olsun dişi olsun kurban olarak
kesilebilecekleri hususu Hz. Peygamber (s.a.s.)‟in hadis ve uygulamaları ile
sabittir. Kurban edilecek hayvanın cinsiyeti, kurban ibadetinin fazileti
açısından bir ölçü değildir. Ancak sığırın dişisinin kurban edilmesinin
faziletli olduğu görüşünü ileri süren fakihler olmuştur (İbn Âbidin,
Reddu‟l-Muhtâr, VI, 322). Bu görüşü o fakihlerin yaşadıkları toplum ve dönemin
şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli olur. Tarıma dayalı bir toplumda
erkek sığırın gücünden daha fazla yararlanılma imkânının bulunması göz önünde
bulundurularak böyle bir görüş ortaya atılmış olabilir. Ancak bu görüşler,
dinin değişmez esasındanmış gibi kabul edilmemelidir. Bunlar, toplum menfaati
göz önünde bulundurularak ortaya konulmuş görüşlerdir. Günümüzde de aynı
esastan hareketle dişi sığırların kurban edilmesinin üretime zarar vermesi
halinde, erkek sığırların tercih edilmesi uygun olur. Ayrıca kurbanlık hayvanın
erkek veya dişi olması, kurbanın geçerlilik şartları arasında yer almamaktadır.



17) Kurban derisi nasıl değerlendirilmelidir?


Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), veda
haccında Hz. Ali‟ye, kurban olarak kesilen develerinin başında durmasını ve
bunların derileri ile sırtlarındaki çullarını sadaka olarak vermesini, kasap
ücreti olarak bunlardan bir şey vermemesini emretmiştir (Müslim, Hac, 348;
Buharî, Hac, 120; Buyû, 21; Ebû Dâvûd, Menâsik, 21). Buna göre kurban
derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret
olarak verilmesi caiz değildir (İbn Nüceym, el-Bahru‟r-Râik, Beyrut, ts. ,
VIII, 203). Derinin satılması halinde bedelinin yoksullara verilmesi gerekir
(Merğinânî, el-Hidâye, IV, 76).



 

Ancak kurbanın derisi, bir yoksula veya hayır kurumuna bağışlanabileceği gibi, evde
namazlık, kalbur ve benzeri ev eşyası yapılarak kullanılmasında da bir sakınca
yoktur (Kâsânî, Bedâiü‟s-Sanâî, V, 81; Merğinânî, el-Hidâye, IV, 76).10



 

 



 

18) Kurban bayramı günü kurban kesilmeden önce bir şey yememenin dini dayanağı var mıdır?



 

Hz. Peygamber (s.a.s.)‟in zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmayı sürdürdüğü
rivayet edildiği için (Ebû Dâvûd, Savm, 62) zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani
kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Zilhicce
ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Kurban bayramında da oruç
tutulmaz (Buhârî, Savm, 66-67; Ebû Dâvûd, Savm, 48; Kâsânî, Bedâiü‟s-sanâî, II,
215, 218). Ancak imsaktan itibaren bir şey yemeyip o günün ilk yemeğini kurban
etinden yemek müstehaptır. Fakat bu, kendi evinde kurban kesebilen insanlar
içindir. Zamanımızda çiftliklerde kurban kestiren bazı Müslümanlara, akşama
kadar sıra ancak gelmekte, hatta ertesi güne kalmaktadır. Bu insanların aç
kalıp oruçlu imiş gibi durmaları uygun olmaz.



 

KURBAN ÇEŞİTLERİ



 

19) Akîka kurbanı nedir?



Yeni doğan çocuk için şükür amacıyla kesilen kurbana, “akîka” adı verilir. Akîka
kurbanı kesmek sünnettir. İbn Abbas‟tan (r.a.) rivayet edildiğine göre
Rasulullah (s.a.s.) Hasan ve Hüseyin için birer akîka kurbanı kesmiş (Ebû
Dâvûd, Edâhî, 21; Nesâî, Akîka, 1) bir hadisinde de şöyle buyurmuştur: “Her
çocuk (doğumunun) yedinci gününde kendisi için kesilecek akîka kurbanı karşılığında
bir rehine gibidir. Akîka kurbanı kesildikten sonra çocuğun başı traş edilir ve
ona isim verilir.” (Ebû Dâvûd, Edâhî, 21).



 

Bu açıdan akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse
de doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Aynı günde çocuğa isim
verilmesi ve saçı ağırlığında altın veya değeri miktarınca sadaka verilmesi
müstehaptır (İbn Rüşd, Bidâyetü‟l-Müctehid, Mısır, 1975, I, 462-463).



 

20) Adak kurbanı ne demektir? Etinin hükmü nedir?



 

Kurban adayan kişinin kurban kesmesi vaciptir. Eğer kişi bu adağı, bir şartın
gerçekleşmesine bağlamışsa bu şart gerçekleşince kesmesi gerekir. Adak
kurbanının etinden adak sahibi, usul ve fürûu (neslinden geldiği ana, baba,
dede ve nineleri ile kendi neslinden gelen çocukları ve torunları) yiyemeyeceği
gibi, bunların dışında kalıp zengin olanlar da yiyemez (Zeylaî,
Tebyînü‟l-Hakâik, Kahire 1313, VI, . Eğer kişinin kendisi adak kurbandan yer
veya bu sayılanlardan birisine yedirmiş bulunursa, yenilen etin rayiç bedelini
yoksullara verir (İbn Nüceym, Bahru‟r-râik, VIII, 199-203).



 

21) Ölü kurbanı diye bir kurban çeşidi var mıdır?



 

Dinimizde ölü kurbanı veya kabir kurbanı diye bir kurban çeşidi yoktur. Ancak, sevabı
ölüye bağışlanmak üzere kurban kesilebilir.



 

Ayrıca, kurban borcu olup, hayatta iken vasiyet eden kişinin bıraktığı miras yeterli
ise mirasçıları tarafından vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. Tabiinden
olan Haneş‟den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Ben Ali‟yi (r.a.) iki
koçu (birden) kurban ederken gördüm de kendisine; „Bu da nedir? „ diye sordum.
„Rasulullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti.
İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.‟ cevabını verdi.” (Ebû Dâvûd, Dahâyâ,
2; Müsned, I, 107, 149).



 

Bu rivayette Hz. Ali kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)‟in
kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer
vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet etmez.



 

Buna göre vasiyeti yoksa ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez.
Ancak bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer
yakınlarına bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç
kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban da kesebilir.



 

Ölenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyeti yoksa kesen kimse, bu kurban
etini fakirlere yedirebileceği gibi, kendisi ve zenginler de yiyebilir. Ancak
ölen kişinin vasiyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması
gerekir (Fetâvây-ı Hindiyye, 1991, VI, 115).



 

22) Şükür kurbanı ne demektir?



 

Bir kimse arzu ettiği bir amaca ulaşması veya bir nimete nail olması sebebiyle
şükür kurbanı kesebilir. Ancak böyle bir nimeti elde eden kişinin, adakta
bulunmadığı sürece, kurban kesmesi zorunlu değildir. Ayrıca Hanefî mezhebine
göre temettu veya kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac ve umreyi
beraberce yaptıkları için Harem bölgesinde kestikleri kurban da bir tür şükür
kurbanıdır.



 

 



 

23) Bir grup oluşturarak aralarında para toplayıp Hz. Peygamber adına kurban kesilebilir mi?



 

Dinimizde böyle bir uygulama yoktur. Bunun, yapılması gereken bir ibadet gibi görülmesi
doğru değildir. Çünkü Allah ve Raûlünden nakledilmeyen bir uygulamayı ibadet
gibi telakki etmek ve ona dînîlik vasfı vermek bid‟attir. Her bid‟at de Hz.
Peygamber (s.a.s.)‟in nitelemesiyle dalâlettir (Müslim, Cuma 44; Ebû Dâvûd,
Sünnet 6; Tirmizî, Mukaddime 16).



 

Hz. Ali‟den rivayet edilen “Rasulullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir
kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.” (Ebû
Dâvûd, Dahâyâ, 2; Müsned, I, 107, 149) şeklindeki haber, bu uygulamaya delil
olamaz. Çünkü Hz. Ali kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)‟in
kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer
vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet etmez.



 

KURBAN KESEN İLE İLGİLİ HÜKÜMLER



24) Kimler kurban kesmekle yükümlüdür?



 

Kurban kesmek, âkil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına
sahip ve mukim olan bir Müslümanın yerine getireceği mali bir ibadettir
(Merğinânî, el-Hidâye, IV, 70). İster nâmi (artıcı) olsun isterse nâmi olmasın
temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde
para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah‟ın
kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda
fedakârlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (Mevsılî, el-İhtiyâr, İstanbul,
I, 99-100, 123; V, 723; İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, VI, 312).



 

25) Hacca giden kişinin hacla ilgili kurbanları memleketinde kesilebilir mi?



 

Temettu veya kırana niyet eden hacılar, Cenab-ı Hak, kendilerine aynı mevsimde hac ve
umreyi nasip ettiği için, şükür olarak kesecekleri hayvanları Harem dâhilinde
kesmeleri gerekir (Bakara, 2/196; Mâide, 5/95). Bu kurbanın, kurban bayramında
kesilen udhiye kurbanı ile ilgisi olmayıp, kişinin memleketinde kesilmesi caiz
değildir ( Merğinânî, el-Hidâye, I, 185). Hacc-ı ifrada niyet edenlerin ise,
kurban kesmesi şart değildir (Mevsılî, İhtiyâr, İstanbul, V, 153).



 

26) Hac ibadetini yapan kişi, ayrıca memleketinde de kurban kesmekle yükümlü müdür?



 

Hac için ihramda olan kişi Mekke‟de seferî ise kendisine udhiyye kurbanının vâcip
olmadığı konusunda ittifak vardır. Seferî olmaması halinde ise udhiyye
kurbanının vacip olup olmadığı konusunda Hanefî fakihleri arasında ihtilaf
vardır.



 

Günümüzde tercih edilen görüşe göre haccetmekte olan kimse, ister seferi olsun ister
olmasın kurban kesmekle yükümlü olmaz (Haddâd, el-Cevheratü‟n-Neyyira, Pakistan
ts. , II, 282; İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, VI, 315). Uygulama da bu yöndedir.
Ancak yolcu hükmünde bulunan kimsenin tek başına veya mukimlerle birlikte
kurban kesmesine bir engel de yoktur.



 

Şâfiî mezhebine göre ise udhiyye kurbanı, seferi olsun olmasın, hacda bulunsun
bulunmasın, imkân bulan herkes için sünnet-i müekkededir ( Nevevî, el-Mecmu,
VIII, 383-384).



 

27) Kredi kartıyla kurban satın almak caiz midir?



 

Kurban kesmekle mükellef olan şahıs, satın alacağı hayvanın bedelini peşin olarak
verebileceği gibi, vadeli veya taksitli olarak da verebilir. Bu bağlamda
bedelin kredi kartıyla ödenmesi kurbanın sıhhatine engel teşkil etmez. Ancak
kredi kartı borcunu, ödeme tarihinde ödemek ve gecikmeden kaynaklanan faizli
işleme düşmemek gerekir.



 

Kredi kartı ile taksitli kurban alırken, taksit yapma karşılığında bankaya ilave bir
ücret ödenmesi durumunda ise, kesilen kurban geçerli olmakla birlikte, faizli
işlem sebebiyle ayrı bir günah söz konusu olur.



 

 



 

28) Borçlunun kurban kesmesi gerekir mi?



 

Kurban, zorunlu ihtiyaçları ve borçları dışında belirli (nisap) miktarda mala sahip
olan kişiye vaciptir. Hz. Peygamber (s.a.s.) imkan bulduğu halde kurban
kesmeyenlerle ilgili ağır ifadeler taşıyan hadisiyle (İbn Mâce, Edâhî, 2), bir
taraftan kurban ibadetinin imkan bulmaya, güç yetirmeye bağlı olduğunu ifade
ederken, bir yandan da güç yetirenin kurban kesmesinin gerektiğine işaret
etmektedir. Buna göre kurban ibadetiyle yükümlü olabilmek için belli bir malî
imkâna sahip olmak gerekir ki, bunun ölçüsü de, ister nâmi (artıcı) olsun
isterse nâmi olmasın, üzerinden bir yıl geçmiş olsun ya da olmasın, temel
ihtiyaçları ve borçlarından başka, nisap miktarı mala sahip olmaktır. Temel
ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para
veya eşyaya 
sahip olan kişi dinen zengindir ve kurban keser (Mevsılî, İhtiyâr, İstanbul, V, 723).
Kişinin malı olmakla birlikte borçlu da olsa ve borcu ile asli ihtiyaçları
çıktıktan sonra nisap miktarı malı kalsa o kişi kurban keser. Fakat temel
ihtiyaçları ve borçları için ayıracağı para haricinde bu kadar bir mala sahip
olmayan kişinin kurban kesmesi gerekmez.




 

29) Bir özür sebebiyle vaktinde kesilemeyen kurbanların fakir ve zengin için hükmü nedir?



 

Kurban kesimi için belirlenmiş olan müddet içinde (kurban bayramı günlerinde)
kesilemeyen kurbanları; sahibi fakir ise ve kurbanlık niyetiyle satın almışsa
bunu yoksullara verir. Zengin ise, ister kurbanlık satın almış olsun olmasın
bir kurbanlık hayvan kıymetini yoksullara sadaka olarak vermesi gerekir
(Merğinânî, el-Hidâye, IV, 73).


 

30) Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten
dururken ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?


 
Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının
yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet
malın telef olması halinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal
bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması
gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi
gerekmez (Merğinânî, el-Hidâye, III, 215-219). Bu durumda, kurbanlık hayvanın
daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan
kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp
kesmesi gerekmez (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74-75; Mehmet Zihni, Nîmet-i İslam,
602).



 

Fakat hayvan elinde emanet olan kişi, ister satıcı olsun ister başkası, onu gerektiği
şekilde korumaz veya ihmalkâr davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa
hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74-75). Bu
durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek
yoktur. Çünkü ona kurban kesmek vacip değildi, satın almakla, satın aldığı
hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştı. Aldığı hayvan ölünce, vucûbiyet düşer
ve yenisini almak gerekmez (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74; Kâsânî,
Bedâiu‟s-sanâi, Beyrut 1982, V, 68).



 

31) Satın alınan kurbanlığın ölmesi durumunda ne yapılmalıdır?



 

Satın alınan kurbanlığın kesilmeden önce ölmesi halinde satın alan kişinin ekonomik
durumuna göre farklı hüküm uygulanır. Şayet kişi varlıklı ise, yenisini alıp
onu keser. Çünkü kendisine vacip olan kurbanı kesmiş değildir. Fakat yoksulsa
yenisini almasına gerek yoktur. Çünkü yoksula kurban vacip değildir, satın
almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştır. Aldığı hayvan
ölünce, vücûbiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (Merğinânî, el-Hidâye, IV,
74; Kâsânî, Bedâî, Beyrut, 1982, V, 68).



 

32) İhmal sebebi ile kurban kesmeyen kimse ne yapmalıdır?



 

Kurban kesme şartlarını taşıdığı halde unutma, ihmal vb. sebeplerle kurban kesmeyen
kimsenin, o yıla mahsuben, bir kurban bedelini fakirlere vermesi (İbn Âbidin,
Reddu‟l-Muhtâr, VI/320-321, Merğinânî, el-Hidâye, IV, 73) ayrıca tevbe ve
istiğfarda bulunması gerekir.



 

33) Ehl-i kitap olmayan kişinin kestiği kurban helâl midir?



 

Eti yenen hayvanların etlerinin helal olması için, hayvanı kesecek kimsenin, akıl
ve temyiz gücüne sahip, Müslüman veya Ehl-i kitaptan olması gerekir. Müslüman
veya Ehl-i kitaptan olmayan mecûsî, putperest veya ateistin kestiği hayvanın
eti helâl değildir. Onun kestiği hayvan da kurban olmaz (Mevsılî, İhtiyâr,
İstanbul, V, 716; Fetâvây-ı Hindiyye, V, 300; İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, V,
189, 209).



 

34) Kadın kurban kesebilir mi?


 

Hayvan kesiminde, bu işlemi yapacak kişinin akıllı, temyiz gücüne sahip ve Müslüman
veya ehl-i kitap olmasının dışında bir şart bulunmamaktadır Bu şartları taşıyan
kişi kadın olsun, erkek olsun kurban kesebilir (Mevsılî, el-İhtiyâr, İstanbul,
V, 716; Aliyyu‟l-Kârî, Fethu Bâbi‟l-İnâye, IV, 79).
 
35) Adetli, lohusa kadın, abdestsiz veya cünüp erkek
kurban kesebilir mi?



 

Kurban ibadetini yerine getirmek, gerekli şartları taşıyan bir hayvanı, kurban
niyetiyle kesmekle gerçekleşir. Hayvanın kesim ameliyesi ibadet değildir. Bu
yüzden kurban kesen kasabın ücret alması caizdir. Şayet kurban kesme eylemi
ibadet olsa idi kasabın ücret alamaması gerekirdi. Çünkü ibadet karşılığında
ücret almak caiz değildir (Mevsılî, İhtiyâr, İstanbul, II, 235-236). Öte yandan
mekruh olmakla birlikte ehl-i kitaptan olan kasabın kestiği kurban geçerlidir
(Merğinânî, el-Hidâye, IV, 76). Dolayısıyla kurban kesen kişinin abdestli
olması şart olmamakla birlikte kurban bir kurbet (Allah‟a yakınlaşma aracı)
olduğu için kesenin abdestli olması daha faziletlidir.

 

36) Kurban keserken abdestli olmak şart mıdır?



 

Kurban kesen kişinin abdestli olması şart olmamakla birlikte, kurban bir ibadet olduğu
için kesenin abdestli olması daha faziletlidir.



 

37) Zengin kimse kurbanını kesmesi için parasını bir fakire verse ve fakir de bu kurbanı kesmeyerek parayı harcasa, parayı veren kişi bu durumu öğrenince ne yapmalıdır?



 

Zengin bir kimse bir şahsa para verip “bununla kurbanlık hayvan al ve benim adıma
kes.” dese; ancak parayı alan şahıs kurbanlık almayıp, parayı harcasa; parayı
veren kişi de bu durumu kurban kesim günlerinde öğrenirse yeni bir kurbanlık
alıp kesmesi gerekir. Parayı alan kişi aldığı parayı tazmin eder. Eğer zengin
olan kişi bu durumu kurban kesim günleri geçtikten sonra öğrenirse kendisinin
kurban yükümlülüğü düşmez. Bu paranın fakirlere verilmesi gerekir (İbn Âbidin,
Reddu‟l-Muhtâr, V, 211).



 

38) Bir kimsenin oğlunun veya başka birisinin bağışladığı para ile kurban alıp kesmesi durumunda bu kurban sayılır mı?



 

Oğlu veya başkası tarafından kendisine bağış yapılan kimse bu paranın sahibidir.
Bağışlanan bu parayı dilediği gibi harcayabilir. İster başka ihtiyaçları için
sarf eder, isterse kurbanlık alıp kesebilir. Bu kesilen hayvan kurbandır (İbn
Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, V, 213).



 

39) Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?



 

Yolcu (seferi) kurban kesmekle mükellef değildir (Fetâvây-ı Hindiyye, V, 292). Ancak
kesmesi halinde sevabını kazanır. Kişi, kurbanını ikamet ettiği yerde
kesebileceği gibi, bayram dolayısıyla veya başka bir sebeple gitmiş olduğu
yerde de kesebilir. Seferi olması, kurban kesmesine ve kestiği kurbanın makbul
olmasına engel değildir.



 

Seferî iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden
kurban kesmeleri gerekmez. Yine kurban bayramının başında mukim iken sefere
çıkana da vacip olmaz. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde
memleketlerine dönenlerin, kurban kesmeleri gerekir (Kâsânî, Bedâiü‟s-Sanâî, V,
63).



 

Başta Şâfiî mezhebi olmak üzere kurbanın sünnet olduğu görüşünde olanlara göre,
seferilik durumunda da aynı hüküm geçerlidir (Nevevî, el-Mecmu, VIII, 383).17



 

40) Gayr-i meşru yolla kazanılan parayla kurban kesilebilir mi?



 

İslâm dini kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helâl yollardan elde
etmelerini ister. Buna rağmen bir kişi malını haram yoldan kazanmışsa,
öldüğünde varisleri bu malın sahibini aramalı; sahibini bulduklarında bu malı
kendisine vermelidirler. Şayet bu malın sahibini bulamazlarsa sevap
beklenmeksizin yoksullara veya hayır işlerine harcamalıdırlar (Serahsî,
el-Mebsût, XII, 306; İbn Nüceym, el-Bahru‟r-Râik, VIII, 229; Fetâvây-ı
Hindiyye, III, 210).



 

Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen para ile kurban kesmek uygun değildir.
Mali ibadetler helal parayla yapılmalıdır. Zira Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle
buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah temizdir; sadece temiz olanları kabul eder.
Allah Peygamberlerine neyi emrettiyse müminlere de onu emretmiştir. Şöyle ki
Allah Peygamberlere: “Ey Peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin, iyi
ve faydalı işler yapın!” (Mü‟minun, 23/51); Müminlere de: “Ey iman edenler!
Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin.” (Bakara, 2/172)
buyurmuştur.” Sonra Rasûlüllah (s.a.s.) şunları söyledi: “Bir kimse Allah
yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette
ellerini gökyüzüne açarak: Ya Rabbi! Ya Rabbi! diye dua eder. Hâlbuki onun
yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul
edilir!” (Müslim, Zekât, 65).



Bütün bu ikazlara rağmen yine de haram parayla kurban kesilmişse, bunun hiçbir sevabı
olmamakla birlikte, gasbedilmiş elbise ile namaz kılma durumunda namazın
düşmesi gibi kurban sorumluluğu da düşer (Kâsânî, Bedâi, Beyrut 1982, III, 96;
Zeylaî, Tebyînü‟l-Hakâık, Mısır 1313, VI, 48).



 

41) Banka kredisiyle kurban kesilebilir mi?



 

Kurban kesmek, âkil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına
sahip ve mukim olan bir Müslüman‟ın yerine getireceği mali bir ibadettir
(Merğinânî, el-Hidâye, IV, 70). İster nâmi (artıcı) olsun isterse nâmi olmasın
temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde
para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah‟ın
kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda
fedakârlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (Mevsılî, İhtiyâr, İstanbul, I,
99-100, 123; V, 723; (İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, VI, 312).



 

İster vacip olduğu için, isterse nafile olarak kurban kesen birisinin kurbanını peşin
alabileceği gibi, borçlanarak satın alabilir. Bu, kurbanın sıhhatine engel
teşkil etmez. Fakat kredi alması durumunda faiz ödeyecekse, faiz verme yasağını
(Bakara, 2/275-279; Müslim, Müsâkât, 105-106; Ebu Dâvud, Büyû‟, 4)18 işlediği için günaha girmiş olur. Maddi
durumu iyi olmayan kişinin böyle yöntemlere başvurması yerine kurban kesmemesi
daha uygundur.



 

42) Vekâlet yoluyla kurban kesilebilir mi?



 

Kurbanı, kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir
(Fetâvây-ı Hindiyye, 1991, V, 302). Zira kurban, hac ve zekat gibi gibi mal ile
yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir.
(Mevsili, İhtiyar, I, 170; Nevevî, Minhâcu‟t-Tâlibîn, s. 272). Nitekim Hz.
Ali‟nin (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasûlüllah (s.a.s.), develer
kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı
emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana
yasakladı ve „kasap ücretini biz kendimiz veririz. „ buyurdu.” (Müslim, Hac,
348; Buharî, Hac, 120; Buyû, 21, Ebû Dâvûd, Menâsik, 21)



 

Vekâlet yoluyla kurban kestiren kişi kendi bulunduğu yerde birisine vekâlet
verebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da vekâlet verebilir.
Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon, internet, faks ve benzeri
iletişim araçları ile verilebilir. Vekil tayin edilen kişi veya kurum aldığı
vekâleti gereği gibi yerine getirmelidir.



 

43) Taksitle kurban alınabilir mi?



 

Kurban Allah‟a yaklaşmak niyeti ile yerine getirilen bir ibadettir. Bu amaç ise ancak
kişinin kendi mülkiyetindeki hayvanı kurban etmesi ile gerçekleşir (Kâsânî,
Bedâiü‟s-sanâî, V, 76). Mülkiyet, hayvanın bizzat yetiştirme, hibe veya miras
yolu ile olabileceği gibi satın alma yolu ile de gerçekleşebilir.



 

Esasen vadeli satış caizdir (Mevsili, İhtiyar, II, 184-185). Taksit ise, borcun
ödenmesinin belirli birkaç zamana vadeli olarak geciktirilmesidir (Mecelle md.
157). Buna göre taksitlendirme yolu ile satın alınan bir mala satın alan sahip
olduğuna göre, bu yolla alınan bir hayvanın kurban edilmesinde bir sakınca
yoktur.




 

44) Kurbanlık olarak satın alınan hayvana, daha sonra
başkaları ortak edilebilir mi?



 

Büyükbaş hayvanlar bir kişiden yedi kişiye kadar ortak olarak kurban edilebilir. Böyle
bir hayvan, yedi kişiye kadar ortak olarak satın alınabileceği gibi, alındıktan
sonra veya elde bulunan büyükbaş hayvana yedi kişiyi geçmemek kaydıyla
başkaları da ortak edilebilir (İbn Nüceym, el-Bahru‟r-Râik, VIII, 198).



 

Bunun için ya bütün ortakların razı olması gerekir (Fetâvây-ı Hindiyye, Daru‟l-Fikr,
1991, V, 305).19



 

Ebû Hanîfe‟den bu konuda, aksi yönde bir görüş de rivayet edilmiştir. Bu bakımdan
ihtilaftan kurtulmak için kurbanlık hayvan alınırken ortakların kesin olarak
belirlenmesi daha iyi olur (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 72).



 

Fıkıh kaynaklarında, kurban kesmek kendisine vacip olmadığı halde kurbanlık için
büyükbaş bir hayvan alan kimsenin ise, daha sonra kendisine ortak kabul
etmesinin caiz olmadığı, çünkü vacip olmadığı halde kurbanlık satın almakla onu
bütünü ile kendine vacip hale getirmiş olduğu ifade edilmiştir (Kâsânî,
Bedâiü‟s-sanâî, V, 72).



 

45) İki büyükbaş hayvanın yediden fazla kişi tarafından hisseleri belirlenmeksizin kurban edilmesi ve kesildikten sonra etlerin karışık bir şekilde bölünerek hissedarlara dağıtılması halin de, yapılan bu işlem caiz olur mu?



 

Koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanlardan her biri yalnız bir kişi adına kurban
edilir. Deve veya sığır gibi büyükbaş hayvanlar bir kişiden yedi kişiye kadar
ortak olarak kurban edilebilir. Hissenin tek sayı veya çift sayı olması
arasında bir fark yoktur. Ancak bu ortakların hepsi müslüman olup, herbirinin,
Allah rızası için kesilen kurbanlık hayvanın en az yedide birine sahip olması
gerekir. Koyun veya keçinin, iki kişi adına kurban olarak kesilmesi caiz
değildir (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, tsz. V, 723). Bu itibarla her bir
büyükbaş hayvana hissedar olan kişiler, kendileri adına kesilen kurbandan
hisselerini belirlemelidirler.



 

Buna göre iki büyükbaş hayvan, hisseleri belirlenmeksizin kurban olarak kesilir de
etleri karışık bir şekilde mesela dokuz eşit parçaya bölünerek hissedarlara
dağıtılırsa, yapılan bu işlem caiz olmaz. Ancak iki büyükbaş hayvanı kurban
eden ortakların yedi veya daha az kişi olmaları durumunda bu işlem caiz olur.
Zira her bir ortak, her iki hayvanın en az yedide birine sahip olur.



 

 



 

46) Kurbanlık olarak alınan büyükbaş hayvana ortak olanlardan bir kısmının, sonradan bir başkasını kendi hisselerine dahil etmeleri caiz midir?



 

Kurbanlık olarak alınan bir büyükbaş hayvanın ortak sayısının yediden az olması
durumunda, ortaklardan bir kısmı, sonradan ortak olmak isteyen bir kişiyi kendi
hisselerine dâhil etmek isteseler; her bir hisse, hayvana verilen bedelin
yedide birinden az olursa, yapılan bu işlem caiz olmaz. Ancak bu hisselerden
herbiri hayvana verilen bedelin en az yedide biri veya daha fazlası ise ve
ortak sayısı yediyi aşmazsa, o zaman ortak kabul etmek caiz olur.



 

Mesela; beş kişi bir büyükbaş hayvanı ortaklaşa satın alsa, sonra bir kişi bu hayvana
ortak olmak istese, ortakların dördü bu kişiyi ortak olarak kabul etse de
sadece biri kabul etmese; bu sonradan gelen kişinin, o dört kişinin hissesinde
ortaklığı caiz olur. Zira bu durumda ortakların herbirinin hissesi en az yedide
birden fazladır (Heyet, el-Fetâva‟l-Hindiyye, Daru‟l-Fikr, 1991, V, 305).



 

 



 

KURBANLIK HAYVANLA İLGİLİ KUSURLAR



 

47) Kurban edilecek hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?



 

Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması, hem ibadet açısından,
hem de sağlık bakımından önem arz eder. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta,
zayıf ve düşkün, bir veya iki gözü kör, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden
kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memelerinin yarısı kesik, dişlerinin tamamı
veya çoğu dökük hayvanlardan kurban olmaz (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 6). Ancak,
hayvanın doğuştan boynuzsuz olması, şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik
veya yırtılmış olması, memelerinin bir kısmının olmaması, kurban edilmesine
mani teşkil etmez (Kâsânî, Bedâiu‟s-Sanâi, V, 75-76).



 

Şâfiî mezhebinde, hayvanın etini, yağını ve sakatatını kusurlu hale getirecek
derecedeki ayıplar kurbanın sıhhatine engel teşkil etmektedir. Genel olarak
yukarıda sayılan kusurlardan birinin bulunması bir hayvanın kurban olmasına
engel teşkil ettiği gibi, uyuz olan hayvanlar ile yem yemesini engelleyecek
derecede dişlerinin bir kısmı dökülmüş olan hayvanların da kurban edilmesi caiz
değildir (Nevevî, el-Mecmû, VIII, 372-379).



 

48) Kesimden önce kusuru tespit edilemeyen bir hayvanın,
kurban edildikten sonra hasta olduğunun anlaşılması ve etinin yenilmeyeceğine
dair uzmanlarca karar verilmesi halinde, kurban dinen geçerli midir?



 

Bir hayvanın kurban edilebilmesi için, hayvanda bazı kusurların bulunmaması
gerekir. Satın alınırken kurbana engel bir kusuru olan hayvan kurban olarak
kesilemez. Hayvan kusursuz olarak satın alınıp da, alıcının elinde iken kurban
olmaya engel bir kusurun ortaya çıkması halinde, kişi zenginse ayıbı olmayan
başka bir hayvan alıp keser.



 

Yoksulsa yeni bir hayvan alıp kesmesine gerek yoktur (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74-75;
Kâsânî, Bedâiu‟s-Sanâi, Beyrut 1982, V, 68; Mehmet Zihni, Nîmet-i İslam, 602).



 

Kurbanlık hayvanın hasta olduğu, kesildikten sonra ortaya çıkmış ve sağlık sebebiyle
etinin imha edilmesi gerekmiş ise, bu durumda iki ihtimal söz konusudur:



 

a) Satıcıya rücu edilip kurban bedelinin geri alınmış olması. Bu durumda, kurban
kesme günleri henüz çıkmamış ise, yeni bir kurban alıp kesmek gerekir. Kurban
bedeli, kurban kesme günlerinden sonra iade edilmiş ise, bu para fakirlere
verilir.



 

b) Kurban bedeli satıcıdan geri alınamamışsa kişinin yeniden bir kurban kesmesi
gerekmez. Ancak imkânları yerinde ise ve henüz kurban kesim günleri geçmemiş
ise, ikinci bir kurban kesmesi ihtiyata daha uygundur.



 

 



 

49) İki yaşını bitirmeyen ancak kapak atmış olan sığır cinsi büyükbaş hayvanların kurban edilmeleri caiz midir?



 

Sığır cinsi büyükbaş hayvanların kurban edilebilmesi için, en az iki kameri yaşlarını
bitirmeleri gerekir (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, tsz. V, 724).



 

Buna göre iki yaşını bitirdikleri kesin olarak bilinen sığır cinsi büyükbaş
hayvanların kapak atmamaları, bu hayvanların kurban olmalarına engel olmaz.
Yine kapak attığı halde henüz iki kameri yaşını doldurmamış olan büyükbaş
hayvanlar kurban olarak kesilemezler.



 

Ancak doğumu kesin olarak bilinmeyen sığır cinsi büyükbaş hayvanlar için kapak atma
denilen iki ön dişin çıkması, o hayvanın kurban edilebilmesi için bir ölçü
olarak kabul edilebilir.



 

 



 

50) Sun’î tohumlama yoluyla üretilen hayvanların kurban
olarak kesilmesinde bir sakınca var mıdır?



 

Hayvan neslini ıslah etmek ve verimini artırmak amacıyla, bir hayvana kendi cinsi olan
başka bir hayvandan sun‟î tohumlama yapılmasında dinen bir sakınca olmadığı
gibi, bu yolla üretilen bir hayvanın kurban edilmesinde de sakınca yoktur.



 

 



 

51) Kurbanlık hayvanların gebeliğinin önlenmesi caiz midir?



 

Kurbanlık veya etlik olarak beslenen hayvanların gebe kalmalarının önlenmesi, hayvan için
kurbanlık olması açısından ayıp sayılmıyorsa ve insanların yararına bir
menfaati gerçekleştirmeye yönelik ise, bunda bir sakınca yoktur (İbn Âbidin,
Reddu‟l-Muhtâr, Riyad, 1423/2003, IX, 557-558).



 

Ancak kurbanlık için hazırlanan hayvanların mevcut gebeliklerinin sonlandırılması
fıtrata müdahaledir. Hayvanlara karşı şefkatli davranılması gibi ilkeler de
düşünüldüğünde, mevcut gebeliklerinin sonlandırılması dinen uygun görülemez.



 

 



 

52) Kulağı kesik veya delinmiş hayvanlar kurban olur mu?



 

Bir hayvanın kurban edilebilmesi için, o hayvanda insanlar arasında kusur sayılan
ayıplardan birinin bulunmaması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), kurbanlıkların
göz ve kulaklarının sağlam olmasına dikkat edilmesini istemiştir (Ebû Dâvûd,
Dahâyâ, 6). Buna göre, kulağının yarıdan fazlası kesik olan hayvan, kurban
olmaya elverişli değildir. Hayvanın bir kulağının delik veya yırtılmış olması
durumunda; eğer delikler ve yırtıklar kulağın yarıdan fazlasını teşkil
ediyorsa, böyle bir hayvan kurban edilemez. Bu ölçüye varmayan kesikler,
delikler ve yırtıklar ise hayvanın kurban olmasına engel değildir (Merğinânî,
el-Hidâye, Beyrut, IV, 354-355; İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, Riyad, 1423/2003,
IX, 468-469).




 

53) Gebe hayvanın kurban edilmesi caiz midir? Kurbanlık
hayvanın kurban edilmeden önce doğurması durumunda ne yapılmalıdır?



 

Karnında yavrusu bulunan hayvanların kurban olarak da etlik olarak da kesilmesi uygun
değildir. Ancak kesilmesi durumunda da kurban ibadeti yerine gelmiş olur.
Kurban edilmek üzere belirlenen gebe bir hayvan kurban edilmeden yavrulayacak
olursa, o da annesiyle birlikte kesilir, fakat sahibi etini yemez, yoksullara
verir. Yerse kıymetini sadaka olarak vermelidir. Kesilmezse yavrunun kendisi ya
da değeri fakirlere sadaka olarak verilir (İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, Mısır
1966, VI, 322-323).



 

Yavru anne rahminde iken anne kesilirse, bu yavrunun etinin yenilip yenilmeyeceği
konusu fukaha arasında ihtilaflıdır. Bu ceninin ister kılları çıkmış olsun
ister olmasın, İmam Ebû Hanîfe‟ye göre yenilmez, İmam Şâfiî, Ebû Yusuf ve
Muhammed‟e göre yaratılışı tamamlanmışsa yenilir (Merğinânî, el-Hidâye, IV,
67).



 

 



 

54) Satın alındığında sağlam olup sonradan kusurlu hale gelen bir hayvan kurban edilebilir mi?



 

Sağlam bir halde satın alınan kurbanlık hayvanda henüz kesilmeden önce kurban edilmeye
engel bir kusur meydana gelirse; satın alan kişi zenginse yenisini alıp
kesmelidir. Yoksulsa yenisini almasına gerek yoktur, almış olduğu hayvanı
kurban olarak kesmesi yeterlidir (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74-75). Kesim
esnasında meydana gelen kusurlar, kurbanlık olmaya engel teşkil etmez.



 

 



 

55) Doğuştan boynuzu olmayan veya boynuzları kırık olan ya da doğumdan sonra boynuzları elektrikle köreltilen hayvanlar kurban olarak kesilebilir mi?



 

Kurbana engel olan ayıplar, hayvanın emsali arasında kıymetini azaltan kusurlardır.
Zararsız şekilde ve daha iyi gelişmesi maksadıyla kuyruklarının fazla
kısımlarını boğmak suretiyle düşürmek veya boynuzlarını özel olarak yapılan
ameliyelerle köreltmek, hayvanların kıymetini düşüren ayıplardan değildir.



 

Bu itibarla, doğuştan boynuzsuz kurbanlık hayvanların kurban olarak kesilmesi caiz
olduğu gibi (Tirmizî, Edâhî, 9; Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74), küçükken yapılan
müdahale ile boynuzları kesilerek, elektik veya kimyasal yolla boynuzu
yakılarak ya da benzeri işlemlere tabi tutularak boynuzsuzlaştırılan
hayvanların kurban olarak kesilmesinde bir sakınca yoktur.



 

56) Kuyruksuz veya kuyruğu kesik koyunlar kurban edilebilir mi?



 

Doğuştan kuyruksuz olan veya besili olması için küçük yaşta kuyrukları boğulmak
suretiyle düşürülen koyunların kurban edilmelerinde bir sakınca yoktur. Ancak
bir kaza ile değerini azaltacak şekilde kuyruğunun tamamı veya yarısından çoğu
kopan hayvanın kurban edilmesi caiz değildir (İbnü‟l-Hümâm, Fethu‟l-Kadîr,
Beyrut, IX, 514).



 

57) Kısırlaştırılmış hayvanlar kurban edilebilir mi?



 

Çeşitli amaçlarla kısırlaştırılmış veya burularak hadım hale getirilmiş hayvanlar
kurban olarak kesilebilir (Kâsânî, Bedâiu‟s-Sanâi, V, 69). Kurban açısından bu
herhangi bir eksiklik oluşturmamaktadır.


 

58) Memeleri kusurlu olan hayvan kurban edilebilir mi?



 

Hayvandan beklenen bir menfaati tümüyle yok eden veya hayvanın güzelliğini ortadan
kaldıran kusurlar, onun kurban olmasına engeldir. Buna göre ister doğuştan
olsun ister sonradan memelerinin yarısı olmayan hayvan kurban olmaz.



 

    Aynı şekilde bir hastalığa dayalı olarak memelerinin yarısının sütü kesilen hayvan da kurban olmaz. Fakat hastalık olmaksızın sütü kesilen hayvanın kurban olmasında bir sakınca yoktur (Fetâvây-ı Hindiyye, Beyrut 1991, V, 299; İbn Âbidin, Reddu‟l-Muhtâr, VI, 325).




 

Ortaklaşa Kesilen Kurbanda Bir Kişi Et Yemek Niyetinde Olursa Ne Olur?



 

Büyük baş bir hayvana birden fazla kişi ortak olur ve bu ortaklardan birisi gayri
Müslim olursa ortaklardan hiçbirinin kurbanı geçerli olmaz.


Ortaklardan birinin niyeti et yemek olursa, ortaklardan hiç birinin kurbanı geçerli değildir. Şafiilere göre caizdir.     



 

 



 

Kurban Edilmeden Önce Doğan Yavrunun Hükmü Nedir?


 

Kurbanlık bir hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusu da kendisi ile beraber kesilir.
Çünkü yavru anasına bağlıdır. Eğer yavru kesilmeyip satılırsa, parasını sadaka
olarak vermek gerekir.


MEHMET ATAŞ


BEYZADE  CAMİİ


ELAZIĞ