MİMBERDEN MABEDE
MEHMET ATAŞ

Kurban Bayramı Vaazı

 


KURBAN BAYRAMI VAAZI:

 

    اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ   صَلُّوا عَلَىٰ رَسُولِناَ مُحَمَّد . صَلُّوا عَلَىٰ طَبِيبِ قُلُوبِناَ مُحَمَّد . صَلُّوا علَىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّد.

 

     رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلَّا ماَ عَلّمْتَناَ اِنّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ  سُبْحَنَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَادُالْكَرِيمُ.

 

    اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ  اَكْبَرُ لٰا اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ.   قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى فِى كِتاَبِهِ الْكَرِيم.  أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيم.  بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ.  اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ.   صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيم .   وقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّم فِى حَدِيثهِ الشَّريف. مَنْ كَانَ لَهُ سَعَةً وَلَمْ يُضَحِّ فَلَا يَقْرَبَنَّ مُصَّلَانَا  .صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ فِيمَا قَال اَوْ كَمَا قَال.

 

Aziz müminler!

 

   Bizi, yeryüzünde, varlıklar arasında, insan olarak yaratan, insanların içerisinde de bizleri mümin ve Müslüman olarak halk eden, Müslümanların içerisinde de alemlere rahmet olarak gönderdiği hatemül enbiya olan Hz. Muhammed (s.a.s) ümmet  yapan ve bizleri bir bayram sabahı bu mukaddes camide, bu gök kubbe altında toplayan Allaha hamdü senalar olsun.

 

Değerli cemaat!

 

   Kalpleri imanla dolu olan, imanının bir alameti olarak, imanlı gönülleri, Allaha yaklaştıran ve onun sonsuz nimetlerine karşı bir şükür ifadesi olan ibadetlerden birisi de kurban kesmektir. Kurban kesmek bir ibadettir. Malla yapılan bir fedakarlıktır. Bu fedakarlığı yapan Müslümanlar günahlarından arınır. Allah’ın rızasına ahiret saadetine kavuşur.

 

   Sözlükte yaklaşmak, yakın olmak anlamına gelen kurban, dini bir terim olarak Allah'a yaklaşmayı, Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah'a teslimiyeti ve şükrü ifade eden, Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle kurban bayramı günlerinde (eyyamı nahr da) ibâdet maksadıyla usulüne uygun olarak kesilen hayvanın adıdır. Buna udhiyye de denir.

 

   Bir ibadet olarak kurban insanlık tarihiyle beraber başlar. İnsanlık tarihi boyunca bütün ilahi dinlerde kurban kesmek, insanı Allah’a yaklaştıran ibadetlerden sayılmıştır. Kur’an-ı Kerimde Hz. Adem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerine şahit oluyoruz.  Allah’u Taala şöyle buyuruyor.

 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَیْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقٖينَ

 

   Onlara, Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), «Andolsun seni öldüreceğim» dedi. Diğeri de «Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder» dedi. (Maide 27)

 

    Hz. Adem’in oğulları Habil ve kabil Allah’a kurban adamış-lardı. Kabil malının en değersiz olanından bir miktar ekini, Habil ise malının en iyisinden bir koçu Allah’a sunmuşlardı. Allah Kabil’in kurbanını reddetmiş Habil’in kurbanını ise kabul etmişti. Kurban Allahın dininin nişanelerindendir.

 

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ فٖيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

   Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerleri-ne Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik. (Hac 36)

 

Değerli müminler!

 

   Bugün ki şekliyle dinimizde kurban ibadeti, Hz. İbrahim (a.s) ile başlar. Kur’an-ı Kerimde:

 

رَبِّ هَبْ لٖى مِنَ الصَّالِحٖينَ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْیَ قَالَ يَا بُنَیَّ اِنّٖى اَرٰى فِى الْمَنَامِ اَنّٖى اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰى قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنٖى اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖينَ

 

    Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rü-yada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin   dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi. ( Saffat  101-102.)

 

      Allah onun isteğine karşılık bir çocuk lütfetti, kendisiyle birlikte yürümeye çağına geldiğinde Adem (a.s) dedi ki, “ey oğulcağızım, ben rüyamda seni boğazlar görüyorum. Ben uy-kumda seni kurban eder görüyorum. Bu konuda sen ne düşü-nüyorsun? Senin bu hususta görüşün nedir?” 100 yaşına yak-laşmış olan İbrahîm (a.s) adım adım yeryüzünün imamlığına yürüyor. Rabbimiz onu tüm insanlığa imam yapacak, önder yapacak. Müslümanların atası olma şerefine ulaştırılacak. İşte şimdi imtihanların en büyüğüyle karşı karşıya geliyor. Ateşe atılma imtihanından çok daha büyük bir imtihandı.

 

      Karısı Hacer’i ve oğlu İsmail’i ıssız bir çölün ortasına yapa-yalnız bırakıp gitmesinden çok daha büyük bir imtihan... Yanında koşar hale gelen canciğer oğlunu kurban edecekti. Allah yolunda. Allah’la arasına hiçbir şey girmeyecekti. Kalbin-de hiçbir şey Allah sevgisinin önüne geçmeyecekti. Allah yo-lunda, Allah’ın emirlerini uygulama konusunda önünde hiçbir engel bulunmayacaktı. Bir peygamber de olsa, Allah’ın önüne geçen bir çocuk varsa, o da kurban edilecekti. Kıyamete kadar tüm mü’minler için bu en büyük bir örnek olacaktı.

 

    İşte bu örnekle diyecekti ki İbrahîm (a.s), “ey insanlar Allah yolunda yürürken sakın hiçbir şeyi O’nun önüne geçirmeyin. Oğlunuz, kızınız, karınız, kocanız, babanız, ananız, arkadaşı-nız, dostunuz, eviniz, barkınız, mesleğiniz, malınız, mülkünüz, diplomanız, doktoranız Allah’ın emrinde olsun. Sakın bunlar Allah’ın önüne geçmesin. Her şeyinizi O’nun adına, O’nun yoluna kurban edin,” diyecekti.

 

    Oğlu İsmail’in cevabı gerçekten dillere destan. Bakın baba-sının bu sözüne cevaben diyor ki:

 

   “Ey babacığım, emir olunduğun şeyi yerine getir, inşallah beni sabredenlerden, Allah’ın emrine teslimiyet gösterenlerden bulacaksın.” Bu, tüm çocuklara örnek bir tavırdır. Dünyanın tadını çıkarmak isteyenlere, Allah yolunda nasıl kurban oluna-cağını anlatan en güzel bir örnektir. İnşallah ben de seve seve canımı Allah yolunda vereceğim.”  Babasının Allah’a teslimiye-ti, oğlunda doruğa çıkıyor. Elbette babasının bu denli Allah’a teslimiyetini gören evlât ta Allah’a teslim olacaktı. Kocasının Allah’a teslimiyetini gören kadın da, elbette Allah’a teslim olacaktı. Çocuklarından teslimiyet isteyen babalar, hanımların-dan teslimiyet isteyen kocalar, kendilerinin Allah’a ne kadar teslim olduklarına bir baksınlar. Onlar ne kadar teslim olmuş-larsa, ötekiler de ancak o kadar teslim olacaklardır.

 

فَلَمَّا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖينِ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَا اِبْرٰهٖيمُ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ اِنَّ هٰـذَا لَهُوَ الْبَلٰٶُا الْمُبٖينُ

 

   Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfat-landırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik. (saffat 103-106)

 

      Böylece ikisi de Allah’a teslimiyet gösterince baba oğlunu yüzüstü yatırdı. Tarihî rivayetlerden öğrendiğimize göre oğul İsmail der ki, “babacığım, beni yüzüstü yatır. Belki işin zorlaşır. Beni keseceğin zaman yüzüne bakarım da, evlât şefkatiyle dayanamayıp emri yerine getirmekte zorlanırsın.” Evet Allah yolunda her şeylerini fedâ edebilecek bir aile. Baba da öyle, ana da, oğul da… Kıyamete kadar tüm insanlığa örnek olacak bir aile. Oğlunu yüzüstü yatırır. Biraz sonra onu kurban ede-cek, ama Allah’ın emri başka şekilde tecelli edecek. “Biz nida ettik,” diyor Rabbimiz: “Ey İbrahîm, sen rüyanı gerçekleştirdin! Sen Bizim emrimize boyun eğdin! Sen oğlunu kurban ettin! Biz bunu kabul ettik! Oğlun da buna boyun eğdi! Onun teslimiye-tini, onun kurbanlığını da kabullendik! Niyetiniz gerçekleşti! Samimiyetiniz açığa çıktı! İmtihanı kazandınız! Kulluğu tamam-ladınız! Benim sizin üzerinize emrim böylece gerçekleşmiş ol-du. Ben sizi mükâfatlandıracağım, size büyük dereceler vere-ceğim. Çünkü biz muhsinleri böylece mükâfatlandırırız.” Gerçekten bu apaçık bir imtihandı. Gerçekten çok büyük bir denemeydi.

 

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظٖيمٍ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرٖينَ سَلَامٌ عَلٰى اِبْرٰهٖيمَ كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

 

   Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik.  Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır. (Saffat 107-111.)

 

   Biz ona büyük bir koçu kurbanlık olarak verdik Böylece İbra-hîm ,üzerine selâm olsun diye onu kendisinden sonra gelenler için bir hatıra bıraktık. Sonra gelenlerin hepsi kıyamete kadar İbrahîm’e (a.s) övgüler söyleyen, salât-u selâm okuyan, onu hayır duayla yâd edenler olacaklar. Selâm diyecekler ona; se-lâm, onun ve ailesinin üzerine olsun diyecekler namazlarında. Kıyamete kadar Müslümanların kalplerinde bir hatıra olacaktır.    Sadece Müslümanlar içinde değil Yahudi ve Hıristiyanların arasında da saygın bir yeri olacak İbrahîm’in (a.s). İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak  ki o, Bizim mü’min kullarımızdandı.

 

 Bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da niyet ve ihlas şart-tır. Kişi ibadet edecekse başka şeyler için değil Allah rızası için olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de:

 

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلٰـكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰیكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ

 

   Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele! (Hac- 37)

 

   Allah'tan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah'tan başkası nâmına hayvan kesene Allah lânet etsin " (Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî) şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.

 

Aziz cemaat!

 

Kurban kesmenin hükmü:

 

   Kurban  hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kurban kes-menin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de;

 

اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ.

 

    (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana kin besleyendir. ( Kevser 1-3)

 

   Kevser, Rasulullah efendimizin kendi beyanına göre Rabbi-mizin kıyamette kendisine lütfedeceği Haşr meydanındaki Kev-ser havuzu, cennette bir ırmak veya cennette bir havuzdur. Bu konuda pek çok hadis var, ancak mahiyetini bilmediğimiz için aynen îman ediyoruz.

 

   Biliyor musunuz  Kevser nedir?  O bir havuzdur. “Üm-metim bu havuzdan içecekler, onun suyu sütten beyaz, kardan soğuk ve baldan daha tatlıdır. Ondan bir kere içen bir daha susuzluk hissetmez. Ama ümmetimden kimileri bu havuzdan içmek için geldikleri zaman men edilip uzak-laştırılacaklar. Ben diyeceğim ki: “Ya Rabbi! O benim ümmetimdendi! Neden onun içmesine izin verimliyor? Neden men ediliyor?” Bana denilecek ki: “Evet senin ümmetindendi, ama sen bilmiyorsun ki senden sonra senin yolunu onlar ne hale getirdiler? ( Kütübi sitte)

 

   Onlar senin sünnetini terk edip ne bidatlere daldılar? Sen bil-mezsin onlar ne olmadık şeyler yaptılar? Senin yolunu nasıl bozdular? Sen bilmezsin ey peygamberim!” denilecek. Senden sonra senin getirdiğin yoldan ökçelerinin üzerinde nasıl dön-düklerini, nasıl gerisin geriye dönerek mürted olduklarını, senin bıraktığın kitabı nerelerde kullanmaya kalkıştıklarını, senin kılık-kıyafet anlayışını kimlere nasıl peşkeş çektiklerini, senin hukukunu kimlere sattıklarını, senin alfabeni nasıl çöpe attık-larını, senin dinini nasıl başka başka kalıplara döktüklerini, senden başkalarının sünnetlerini nasıl başlara taç yaptıklarını, senden başka efendilerinin kitaplarını nasıl senin sözlerinin önüne geçirip sahiplendiklerini sen bilmezsin ey peygamberim, denilecek diyor Allah’ın Resûlü.

 

   Yoksa Allah korusun, biz de ondan istifade edelim diye gitti-ğimiz havuzun başında kolumuzdan tutulup: Dur bakalım, hay-rola bir durum mu var? Sen buna lâyık değilsin diye kırbaçlarla ondan uzaklaştırılma, ondan mahrum bırakılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardan mıyız?  Bunu bugünden çok iyi dü-şünmek zorundayız. O halde peygamberin getirip bize sundu-ğu dini aynen muhafaza etmek zorundayız. Peygamberin sün-netini, peygamberin yolunu aynen muhafaza etmek zorunda-yız. Bunun için de önce onun getirdiklerinden haberdar olaca-ğız. Kitabı ve sünneti tanıyacağız. Tanıyacağız ki onu aynen muhafaza etme imkânımız olsun. Kitabı ve sünneti tanımayan, dinle tanışmayan bir kimsenin onu muhafaza etmesi zaten mümkün değildir.

 

   Allah’ın Resûlü diyor ki: “Onlar kırbaçlarla havuzumun başın-dan uzaklaştırılırlarken benim içim gidecek ve ağlayarak diye-ceğim ki, “aman ya Rabbi! Onlar benim ümmetimdendirler! Ne olur onları bana bağışla, Rabbim buyuracak ki, “evet ama onlar senden sonra senin yolunu ne hale getirdiler sen biliyor musun? Sen bilmiyorsun ki peygamberim onlar senden sonra  maddî ve manevî imtiyazları, menfaatleri sebebiyle Allah’ın âyetlerini gizlediler.    Allah’ın dinini az bir pahaya sattılar. Başkalarının âyetlerinin, başkalarının yasalarının hâkimiyeti adına Allah’ın âyetlerini, Allah’ın yasalarını kamufle ettiler. Allah’ın âyetlerini insanların gündeminden düşürdüler. Allah’ın âyetlerini geçersiz hale getirdiler. Allah’ın âyetlerini, Allah’ın kitabını farklı yerlerde kullanmaya çalıştılar ve topluma böyle yansıttılar. Ekmeğin, elmanın, suyun, kadının, erkeğin fonksiyonlarını hiç unutmayan bu insanlar, ne yazık ki kitabın fonksiyonunu unuttular.

 

   Allah korusun işte bizim durumumuz. Sanki Allah’ın âyetleri Allah’a kulluk için değil de başka gâyeler için gelmiş. Neredey-se Kur’-an’ı bir parçacık namaz sûreleri, cenaze âyetleri, nişan, nikâh merasimlerinin âyetleri, para toplamayı gerektire-cek dönemlerin âyetleri, bir evin veya bir dükkanın mübârek-lenmesi için yeri gelince konuşulacak konunun âyetleri veya celî, divanî, nesî, sülüs ya da kûfî yazı modellerinin sergilen-mesinde kullanılan âyetler haline getirmişiz.

 

      Onlar hayatlarını, hayat programlarını senin getirdiğin kita-ba ve senin sünnetine sormadılar. Ya da kimisini Allah’a kimi-lerini de başkalarına sordular. Böylece hayatlarının bazı bö-lümlerine Allah’ı, bazı bölümlerine de başkalarını karıştırdık-ları için hakk ile bâtılı birbirine karıştırarak bir hayat yaşadılar.               Yani hayatlarının bir bölümünü Allah kaynaklı, öteki bölümünü de tâğut kaynaklı yaşayarak senden sonra şirke düştüler. Namazı Allah’tan ama mirası başkalarından aldıkları için hakkı bâtıla karıştırdıler. Orucu Allah’tan, ama hukuku başkaların-dan, haccı Allah’tan ama ekonomik yapıyı başkalarından, abdesti senden ama kılık-kıyafeti başkalarından aldıkları için hakla bâtılı karıştırarak öylece şirkin içinde bir hayat yaşadılar. Senden sonra onların ne suçlar işlediğini sen bilmiyorsun ey peygamberim, diyecek Rabbimiz.

 

   Onlar senin kendilerine bıraktığın dini oyun ve eğlence edin-diler. dünya hayatına verdikleri değeri dinlerine vermediler. Dünyayı, dünya hayatını dinlerine tercih edip, dünyayı hedef bilip, dünyayı kıble edinip bütün plan ve programlarını dünyayı kazanma adına yaptılar. Bu yüzden de dinleriyle ilgilenme, kitaplarıyla, seninle tanışma imkânı bulamadılar. Dünyayı alıp da âhireti unuturlar, dinlerini dünyalarına alet ettiler, dinlerini dünyalarına yamayıp, dünyayı kazanmak için dinlerini malze-me olarak kullandılar. Dünya onların gözünde çok büyük değer ifade ettiği için onlar dinlerini önemsemediler.

 

   Bunlar dinlerini oyun ve eğlence yerine koyuyorlardı. Öyle bir dinleri var ki bu adamların, kendilerine uyguladıkları dinleri farklı, başkalarına anlattıkları din farklıydı. Ya da böyle salon-larda, konferanslarda konuşulan ama bir türlü hayatlarında görülmeyen bir dinleri vardır onların. Tartışılan, fakat amel edilmeyen bir din. Konuşulan, ama hayata aktarılmayan bir din. Vicdanlarda hapsedilen, ama sosyal hayata egemen olmayan bir din. Kendilerinin Müslümanlığını ispat söz konusu olduğu zaman ağızlarına aldıkları, ama hukukları, mirasları, eğitimleri, siyasal ve ekonomik yapılanmaları, meslekleri, kazanmaları, harcamaları söz konusu olduğu zaman ağza alınmayan bir din. Camiye karışan, ama sosyal hayata karışmayan bir din. Dinlerini bu hale getiren, onu oyun ve eğlence haline getiren bu adamların senin havuzuna yaklaşmaları, ondan istifade etmeleri kesinlikle haramdır, sakın bunu benden isteme, buyuracak Rabbimiz.

 

     Allah için şu anda elimizden imkân varken bunu iyi bir düşünelim. İnsanlar eğer dini,  anadan-babadan, radyodan, televizyondan duyduklarını, takvim yaprağından okuduklarını, toplumdan ve piyasadan devşirdiklerini kendilerine din kabul ediyorlar ve bununla amel etmeye çalışıyorlarsa, Oyun ve eğlenceyi din kabul etmişler demektir ve Allah korusun bu din yarın bizi cennete götürmeyecektir. Kendilerine din kabul etmiş insanlardan yarın bu din kabul edilmeyecektir.

 

   Öyleyse Allah için aklımızı başımıza alıp bir daha düşünelim. Şu anda bizim din diye inandığımız ve yaşadığımız şey ger-çekten Kitap ve sünnete dayalı Allah dini mi? Yoksa bir yerlerden devşirme bir din mi? Unutmayalım ki din, kişinin hayat programının tümüdür.   

 

    Din, kişinin kendisiyle, Rabbiyle ve insanlarla münâsebetle-rinin tümünü düzenleyen kanunlar ve kurallar mecmuasıdır. Tüm bunları düzenlemek için neye ve kime müracaat ediyorsa kişi onun dininde demektir. Öyleyse kimin dininde olduğumu-zu, kimin istediği biçimde hareket ettiğimizi, hayatımızı kimin yasaları istikâmetinde düzenlediğimizi iyi düşünelim. Sonunda kimin cennetine gideceğimize, kimin havuzundan içeceğimize iyi karar verelim.

 

   Kevser, Rasulullah efendimize yarın Rabbimizin lütfedeceği bir havuzdur ve ondan sadece Allah’a, Allah’ın istediği biçimde inanmış ve Rasulullah’ın yolunu, Allah’ın dinini olduğu gibi anlayıp yaşamış insanlar içebileceklerdir Rabbim bizi mahrum etmesin inşallah.

 

   Ve bir de ey peygamberim, Rabbinin sana lütfettiklerine kar-şılık sen de kurban kes. Allah için kurban da kesin. Namaz, bedenî bir ibadet, kurban ise malî bir ibadettir. Namaz beden-de Allah’ı söz sahibi bilme, kurban da malda Allah’ı söz sahibi bilmenin ifadesidir. Namazla bedenlerinizde Allah’ın söz sahibi olduğunu ortaya koyarken, kurbanla da mallarımız konusunda Allah’ın söz sahibi olduğunu itiraf edin. Çünkü namaz bedenî bir kulluk, kurban da malî bir kulluktur. Ya da namaz Allah’tan mesaj alma makamı, kurban da Allah’tan alınan bu mesajı Allah kullarına ulaştırma, onlarla paylaşma makamıdır.    Namazla Allah’tan mesaj alın, kurbanla da Allah’tan aldıklarını-zı insanlara ulaştırma, insanlarla paylaşmaya hazır olduğunu-zu gösterin. Namaz Allah’tan mesaj alma işidir, Veya namaz bireysel bir kulluktur, kurban da toplumsal bir kulluktur. Namazla bireysel kulluğunuzu Allah’a takdim ederken, kurbanla da toplumsal kulluklarınızı ortaya koyun, Allah için tüm mallarınızdan geçebileceğinizi ortaya koyun diyor Rabbimiz.

 

   Fakat namazlarınızı da kurbanlarınızı da sadece Allah için icra edin. Başkaları, mallarını ve canlarını kendi İlâhları için harcarlar, ama Müslüman, bedenini, canını, malını da onları kendisine verenin yolunda harcar. Bakın bu husus En’âm sûresinde de şöyle ortaya konur:

 

   “De ki: “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm 162)

 

Değerli müminler!

 

   HANEFİ mezhebinde kabul gören görüşe göre kurban kes-mek İmamı Azama  göre vaciptir. İmamı Ebu Yusuf İmamı Muhammed ve Diğer mezheplerde sünnet görüşü ağırlık kazanmıştır.

 

   ŞÂFİÎLER dediler ki: Kurban kesmek ferd için sünnet-i ayndır. Ev halkının ve geçimleri aynı kişi tarafından karşılanan birkaç ev halkı içinse sünnet-i kifâyedir. Yâni geçimlerini sağlayan kişi kurban keserse aile halkı, yükümlülükten kurtulur. Bu hüküm, kurbanın onların her biri için sünnet olmasına ters düşmez.( 4 mezhebin fıkıh kitabı ceziri)

 

مَنْ كَانَ لَهُ سَعَةً وَلَمْ يُضَحِّ فَلَا يَقْرَبَنَّ مُصَّلَانَا

 

   Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın."( Kütübi sitte)

 

   Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban kıyamet günü boynuzları kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katın-da hemen kabul olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlar-dan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş olsun.” (İbn Mâce, Edaha:)

 

   İbn Abbâs (r.a): (Allah Resulü (s.a.s) buyurdu:) "Kurban bayramı günü, sıla-i rahim ha­riç, Ademoğlu, kurban kanı akıtmaktan daha üstün bir amelde bulunamaz!'  (Taberânî,)

 

   Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü (s.a.s), boynuzlu, siyah tırnaklı, siyah gözlü ve karnı­nın altı siyah olan bir koç getirilmesini emret­ti. Onu kurban etmek için getirtti. Sonra ona: «Ey Âişe! Bıçağı getir ve taşla bile!» dedi. Ben de bıçağı getirdim ve biledim. Sonra bı­çağı aldı, koçu da tutup yatırdı. Sonra onu şöyle diyerek boğazladı:  «Bismillahi  (Allah'ın adıyla, Allahım, bunu Muhammed' den ve ailesinden ve Muhammed'in ümmetinden kabul et)!»" (Ebû Dâvud ve aynı lafızla Müslim)

 

Kurban kesmenin şartları:

 

   1- Müslüman olmak: Kurban malla yapılan bir ibadettir. İbadetler ise Müslüman olanlara emredilmiştir.

 

   2- Hür olmak: Hür olmayanlara kurban kesmek vacip değildir.

 

   3- Zengin olmak: Zen­gin­den mak­sad; te­mel ih­ti­yaç­la­rı­nın dı­şın­da üre­yi­ci (nâmî) ol­sun ve­ya ol­ma­sın ni­sap mik­ta­rı ma­la sa­hip ol­mak­tır. Bu da fit­re ni­sa­bıy­la ay­nı olup, üze­rin­den bir yıl geç­me­si şar­tı da aran­maz. Ya­ni bay­ram sa­ba­hı 200(560 gr.) dir­hem gü­müş ve­ya 20 (80,18 gr.)  mis­kal al­tın ve­ya bun­la­rın kar­şı­lı­ğı olan pa­ra ve­ya ti­ca­ret ma­lı­na sa­hip bu­lu­nan kim­se­ye kur­ban va­cip olur. Te­mel ih­ti­yaç­la­ra ev, nor­mal ev eş­ya­sı, bi­nit, mes­lek alet­le­ri ve ben­zer­le­ri ile bak­mak­la yü­küm­lü ol­du­ğu kim­se­le­rin bir yıl­lık ge­çim mas­raf­la­rı da gi­rer.

 

   4- Mukim olanlara: kurban bayramı günlerinde yolcu (seferi) olanlara kurban kesmek vacip değildir. Şafii, Maliki ve Hanbe-lilere göre seferi olanlarda kurban kesmekle yükümlüdürler.

 

   5- Akıl baliğ olanlar: İmam-ı Muhammed’e göre akıllı ve buluğ çağına giren kişiye kurban kesmek vaciptir. Fetvaya esas olan görüş de budur.

 

Kurbanın sıhhat olmasının şartlan:

 

   1- Kurban niyetiyle kesilmelidir. Niyet şarttır. Ortak olarak kesilecek kurbanlarda bütün ortakların kurban niyetini taşıma-ları gerekir. İçlerinden biri et yemek niyetiyle ortaklığa katılırsa hiçbirinin kurbanı sahih olmaz.

 

   2- Kurban edilecek hayvanlarda kurban olmasına engel kusurlardan uzak olmalıdır. Kurban edilecek hayvanlar koyun,  keçi, sığır, manda ve devedir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban sahih olmaz. Koyun ve keçi cinsi hay-vanlar bir kişi tarafından kurban edilebilir. Sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir.

 

   Koyun ve keçi cinsi hayvanlar bir yaşını bitirince kurban ola-bilir. Kuyun ise yedi ayına girince diğer koyunlardan ayırd edi-lemiyorsa o da kurban edilebilir. Sığır ve manda ise iki yaşını bitirmek zorundadır. Deve ise beş yaşını bitirdikten sonra kurban olarak kesilebilir. Özellikle hayvanlarını kurban olarak satanların dikkat etmeleri gerekir. Yaşı dolmadığı halde sa-tanlar yalancılardan yazılır. Allah Resülü (s.a.s) bizi aldatan bizden değildir. Buyurarak bizleri uyarmaktadır. Kurban edilecek hayvanın niteliklerine gelince:  

 

   Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), bize kurbanlık hayvan alırken göz ve kulağına dikkat etmemizi, kulağı, burnu kesik, boynuzu kırılmış hayvanlardan kurban kesmemeyi bize emretti.” (Ebû Dâvûd,)

 

   1- İki veya bir gözü kör olan,

 

   2- Kemiklerinde ilik kalmayacak derecede zayıf olan,

 

   3- Kesim yerine yürüyemeyecek kadar kötürüm ve topal olan hayvanın kurban edilmesi sahîh olmaz. Ama üç ayakla yürüyüp, yürümede ondan destek almak için dördüncü ayağı yere koyan hayvan kurban için yeterli olur.

 

   4- Kulağı veya kuyruğu veya tenasül organı kesik olup, bu organlarının üçte birinden fazlası gitmiş hayvanların kurban edilmeleri sahîh olmaz.   Ama üçte ikisi durup da sâdece üçte biri gitmiş ise kurban edilmeleri sahîh olur.

 

   5- Dişleri dökülmüş, dişlerinin yarıdan fazlası kalmamış olan,

 

   6- doğuştan kulağı olmayan, meme başları kesik olan,

 

   7- Keçi ve koyunda bir meme, sığırda iki memesi kurumuş olan,

 

   8- Yaratılıştan tenasül organı olmayan,

 

   9-  Pisliklerle beslenip de cinsine göre değişen bir süre hapsedilip temiz yiyeceklerle beslenmeyen hayvanın kurban edilmesi sahîh olmaz.

 

   10- Yaratılıştan boynuzu olmayan veya boynuzunun bir kısmı kırık hayvanın kurban edilmesi sahîhtir. Ama bu Arıklığı iliğine ulaşan hayvan kurban edilemez.  

 

    11- Deliliği otlamasına engel olmadan hayvanın kurban edilmesi sahîhtir. Aksi takdirde sahîh olmaz. Uyuz hayvan, eğer semiz ise kurban edilebilir. Uyuzluk nedeniyle zayıflarsa kurban edilmesi sahîh olmaz.

 

    2- Kurbanın vaktin de kesilmesidir.  Bir hadiste peygam-ber efendimiz şöyle buyurdular: Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını kılmak, sonra dönüp kurban kes-mek olacaktır. Her kim böyle yapara sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim namazdan önse kurban keserse o ancak ailesine bir et sunmuş olur. Bu kestiği kurban olmaz. (Buhari)

 

   Vaktinden önce veya sonra kesilen kurban sahîh olmaz.  Yani kurbanın vakti, kurban bayramının ilk üç günüdür. İmamı Şafii ye göre bayramın dört günüdür.

 

Kurbanın kesilmesi:

 

 Kurban kesilirken dikkat etmemiz gereken hususlar:

 

   1- Hayvanı elinden gelirse, kurban sahibinin kendisinin kes-mesi menduptur. Kendisi kesemezse, vekalet vererek başka-sına kestirir.

 

   2-Kurban kesmek için bıçak önceden bilenip hazırlanır ve hayvanın göremeyeceği bir yere konulur.

 

   3- kurbana kesimden önce yem su verilmeli eziyet edilmemelidir.

 

   4-  Sonra hayvan ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol tarafına yatırılır. Hayvanın sağ arka ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları bağlanır.

 

   5- Bundan sonra tekbir ve tehlîl getirilir. Arkasından "Bismillâhi Allâh’u ekber" denilerek, hayvanın boynuna bıçak vurulur. Nefes ve yemek boruları ile şahdamarı denilen iki ana damarı kesilir. Hayvan soğumaya bırakılır, kanının akması beklenir ve sonra derisi yüzülür.

Kurban Keserken Besmelenin Terk edilmesi:

 

   Kesilen bütün hayvanların helâl olması için, keserken besmele çekil­mesi şarttır. Kurbanı, kasıtlı olarak besmele çekmeksizin kesen kişi­nin kestiği hayvanın eti yenilmez. Ama unutarak besmeleyi terkeden kişi­nin kestiği hayvanın eti yenilebilir. Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanların etleri yenilemez.

 

   6- kurban sahibi, kurbanını kestikten sonra Allah rızası için iki rekat namaz kılar. Kurbanının kabulü için Allah’a dua eder.

 

Kurbanın eti:

 

   İstese zengin olsun isterse fakir olsun, sahibi kurbanın etinden yiyebilir. Tasadduk veya hediye edebilir. Kurban kesmenin amaçlarından biri de yoksulların evlerine et girmelerini temin etmektir.

 

Kurbanın eti konusunda en faziletli tutum üçte birini tasadduk etmek üçte birini dostlara ikram etmek üçte birini de evde alıkoymaktır. (el-Fetâva'l-Hindiyye)

 

   Şayet kurban kesenin ev halkı kalabalık ve maddi durumu da çok iyi değilse, kurban etinin tamamını evde bırakabilir.

 

Kurbanın derisi:

 

   Kurbanın derisi, kurbanın bir parçası olduğundun satışı caiz değildir. Kasaba kesim ücreti olarak verilemez. Derisi satılırsa sadaka olarak verilmelidir. Kurbanın derisi ya evde kullanılmak üzere sergi ve seccade olarak kullanılır. Yahut ta İslama ve Müslümanlara hizmet eden hayır kurumlarına verilir ve ya fakir bir müslümana verilir. Bunun dışındaki yerlere kurban derisini vermek sorumluluk gerektirir.

 

Kurbanlıktan Faydalanmak:

 

   Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir. (Fetâva'l-Hindiyye,)

 

   Kurban kesmenin sosyal ve iktisadi açıban pek çok faydaları vardır.  Bazı çevreler kurbanı kesmeden bedelini yoksullara vermenin daha iyi olacağını ileri sürmelerinin altında yatan niyet islamın bir rüknünü kaldırma çabalarıdır. Buda yetmez-miş gibi bazen sulara kırmızı boya dökmek suretiyle  kurban olayını vahşet gibi  göstererek manşetlerden ileri sürmekte-dirler bu şeytanca oyunlara Müslümanlar gelmemelidir. Kurban kesen Müslümanlar özellikle  kurban atıklarını çevreye atmak suretiyle insanlara rahatsızlık vermesinler artıkları yere gömsünler.

 

Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler :

 

   a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, kur'an okumak ve Allah Teâlâ'dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

 

"Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez."

 

   b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.

 

   c) Güzel koku sürünmek.

 

   d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.

 

   e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.

 

   f) Güler yüzlü ve sevinçli görünmek.

 

   g) Yoksullara çokça sadaka vermek.

 

   h) Bayram namazına giderken yolda tekbir getirmek.

 

   i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir şey yiyip içmemek.

 

   j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü Peygamberimiz böyle yaparlardı.

 

   k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek.

 

Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir.

 

Teşrik Tekbirleri:

 

   Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazların peşinden, selâmdan sonra bu tekbiri bir defa getirmek vâciptir.

 

   İster cemaatle, ister yalnız başına namaz kılan, kurban kesen veya kesmeyen, yolcu olan veya olmayan kadın-erkeğin; farz olan her namazın peşinden Teşrik tekbirlerini getirmeleri vaciptir.

 

Değerli müminler,  

 

Bayram günleri sevinç günleridir. Bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır. Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevişip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır.

 

Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah'a yönelmeleri, O'ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah'ın rahmeti kuşatır ve onları affeder.

 

   Bu günlerde annemizin- babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah'a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı "öf" demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimleri ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara ana ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız.

 

   Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslâmın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız.

 

Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak millî birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur.

 

   Bu duygularla hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi Cenâb-ı Hak'tan diliyorum.

 

Mübarek bayramın İslâm alemi ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini diliyorum.

 

   Canâb-ı Hak yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.

 

   Bayram namazı İki rekattır.

 

"Niyet ettim Allah rızası için Kurban bayramı namazını kılmaya, uydum imama.'' Bundan sonra tekbir alınır. Birinci rekatta "Sübhaneke" okunur. Sonra imam tarafından açıktan, cemaat tarafından da gizlice üç defa "Allahü ekber" diye tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yukarı kaldırılır, sonra yanlara salıverilir. Üçüncü tekbirin peşinden eller yanlara salıverilmeyip bağlanır. İmam Fatiha suresini ve bir sûre okur, cemaat dinler. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi rukû ve secde yapılır. İkinci rekata kalkıldığında imam önce Fâtiha suresi ve bir sûre okur. Sonra birinci rekatta olduğu gibi üç defa tekbir alınır. Her üç tekbirde de eller yukarı kaldırılıp yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rukûa gidilir ve secdeler yapılarak oturulur, tehiyyât ve salli barik okunur, sonra selâm verilir.

 

 

 

 

 

 

MEHMET ATAŞ   

 İMAM HATİP 2008